Ahmet Önal: İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Ahmet Önal Son Makaleler

İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C)

Türk Resmi İdeolojisini Oluşturan ve Yakın Doğu’yu İmha Planlarını yapan İttihat ve Terakki Cemiyeti(İT-C) İttihat ve Terakki Cemiyeti(İT-C), Osmanlı şemsiyesi altında yaşayan millet ve azınlıklara, kanun önünde eşitlik tanımak amacıyla kurulmuştu. Ancak , Türk ve Müslüman olmayan tüm aidiyetleri soykırıma uğratarak, Yakın Doğu’yu Türk İmparatorluğu,Türk milleti ve Türk vatanını kurmak üzere, dışındakilerini imha eden Türk Milliyetçisi teşkilata dönüştü!
İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C)
Makaleyi Paylaş

İT-C  1891’de Tibbiye’nin  Hamamındaki Odunlukta (Hatap Kıraathanesi Toplantılarında) Gizli Kuruldu!

Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’de, 1 Mayıs 1889 tarihinde İttihat-ı Osmani Cemiyeti adında, gizli bir cemiyet olarak kurulur.

Kurucuları; İbrahim Temo(Ohrili-Arnavut), Abdullah Cevdet-(Arapkirli-Kürt), İshak Sukuti(Diyarbakırlı-Kürt), Mehmet Reşit-(Kafkas-Çerkez) idi.

Daha sonra Şerafettin Mağmumi, Şefik, Hüseyinzade Ali, Hikmet Emin, Sabri ve Dr. Nazım, Cevdet Osman, Kerim Sebati bu cemiyetin kurucularının arasına, ilk etapta yer alanları idi.

İttihat-ı Osmani Cemiyeti’ni kurma fikri, Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’nin hamamı önündeki, odun yığınları üzerinde, gizlilik içinde yapılan toplantılarına, “Hatap Kıraathanesi toplantıları”nda teşkilatlandırıldı. Fransızca tabirle kendilerine “Jön Türk-Genç Türkler” de denilen, “Yeni Osmanlıların, Osmanlı Devleti”nin nasıl kurtulacağı sorunuyla ilgiliydi. Onlara göre çözüm yolu meşruti bir hükümet kurarak Padişah’ın yetkilerini sınırlamak ve azınlıklara kanun önünde eşitlik tanımaktı.

Cemiyetin kuruluşunu, mason ve İtalyan birliğini sağlamak amacıyla kurulan, Carbonari teşkilatı örnek alınmıştı. İbrahim Temo’nun, Birindis Napoli’de, Mason Locasını ziyaret ederek, edindiği bilgileri ile cemiyeti, benzer tarzda örgütlendirir.

Okuldaki odunluğu taşan ilk toplantısı, Haziran 1899 tarihinde Edirnekapı dışında, bir kahvede, bir araya geldikten sonra, Mithat Paşa’nın bağında, incir ağacının altında yapılır. Etrafta görülmesi mümkün olmayan bir gizlilik içinde genç kurucuları, ağacın altına serilmiş bulunan hasır ve çuvallar üzerine otururlar. Bağ bekçisi Aluş Ağa(Ermeni) da bunlara hizmet eder. Bir piknik görüntüsü verilen bu toplantıda, Aluş Ağa gençlere yiyecek ve içecek hazırlar.

İnciraltı Toplantısı’na İbrahim Temo, İshak Sukuti, Şerafettin Mağmumi, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmet Reşit, Asaf Derviş, Hersekli Ali Rüştü, Giritli Muharrem, Hikmet Emin, Ali Şefik olmak üzere 12 kişi katılır. Toplantıda yaşlı bulunmamasından dolayı Ali Rüştü başkan, Şerafettin Mağmumi sekreter, Asaf Derviş ise veznedar seçilir. İbrahim Temo cemiyette bir göreve getirilmez, fakat üye kaydında cemiyetin bir numaralı üyesidir.

Örgüt olarak şekillenen İttihat-ı Osmanî Cemiyeti’nde, hiyerarşik bir yapı kurulur. Daha sonraki faaliyetlerde bu ilk toplantının adı “İnciraltı Toplantısı” veya “On İkiler Toplantısı” olarak da anılır. Hem okulda hem de okul dışında toplantılara devam edilir. Gençler, ekseriyet olarak Namık Kemal, Şinasi, Ömer Seyfettin ve Ziya Paşa gibi Türk, Turan milliyetçiliğinin izlerini taşıyan yazarların eserlerini okurlar.

Yapılan çalışmalarla üyelerin sayısı artmaya başlar. Kosovalı Mebus İbrahim Efendi, Mülkiye mezunu Necip Dıraga, Görice Mebusu Şahin Kolonya ve posta memuru Talat Bey cemiyete katılır. Kısa zamanda Harbiye, Baytar, Mülkiye, Bahriye, Topçu ve Mühendishane gibi okullardaki öğrencilerin çoğu cemiyetin etkisi altına girer.

Hücre şeklinde örgütlenerek çalışmalarını gizlilik içinde yürüten cemiyetin üye sayısı, 1903’te 900 olur. Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin hemen tamamı bu cemiyete üye olur.

1892’de, II. Abdülhamit, İttihat-ı Osmani Cemiyeti’nin varlığından ve faaliyetlerinden haberdar olur. Mekteb-i Tıbbiye’de “hürriyet, eşitlik ve adalet” fikrini yayma suçundan dolayı üç öğrenci, Saray’a ihbar edince, buna tepki gösteren Saray, “esnek ve yapıcı hareket eden” okul kumandanı, Ali Saip Paşa’yı görevden alarak, yerine Zeki Paşa’yı atar. Öğrencilerden; Muzaffer Hasan, Eşref Ruşen ve Muttefi Hasan adlı üç öğrencinin, sıkı disiplin tedbirleri alan Zeki Paşa’ya ihbar edilmeleri ile bilgiler ele geçirilir. Bu ihbar ile Zeki Paşa cemiyet üyelerini tutuklattır. Sanıklar yargılanır. Mahkeme; Şefik Ali, Ahmet Mehdi, Abdullah Cevdet, Mehmet Reşit, Şerafettin Mağmumi, Mikail Useb ve Tekirdağlı Mehmet gibi öğrencilerin, okuldan atılmalarına karar verir. Tutuklanan öğrenciler ise birkaç ay sonra af edilerek serbest bırakılır. Bu arada İbrahim Temo, Romanya’ya kaçarak kurtulur. Tutuklamaları dikkate almayan mahkeme, protesto edenleri tespit eder, ancak tutuklamaz.

 

Zeki Paşa’nın baskıları sonucu öğrencilerin çoğu İstanbul’un dışına çıkmaya başlar.

 Paris’te, Agust Comte’nin kurduğu pozitivist görüşün etkisinde olan, annesi Alman, babası Ayan Meclisi üyesi Ahmet Rıza, Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra, Fransa’da ziraat öğrenimi görmüş, dönmüştür. V. Murat Paşa ile de iyi ilişkileri vardır. Selanikli Dr. Nazım, Ahmet Rıza’yı İttihat-ı Osmani Cemiyeti ile çalışmasında fayda görür ve düşündüğünü gerçekleştirir. Ahmet Rıza’yi, cemiyete üye yapmak ve cemiyetin faaliyetlerine katılmasını sağlamak amacıyla, görevli olarak 1893’te Avrupa’ya gönderir. Okulun 3. sınıfında olan Nazım da hem öğrenimini tamamlamak, hem de Ahmet Rıza’ya destek olmak amacıyla Paris’e gider. Paris’ten, Avrupa’daki Osmanlı aydınlarını örgütlemeyi birlikte yaygınlaştırırlar.

 

Dr. Nazım ve Ahmet Rıza’nın Yönettiği,

 Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti

Paris Tıp Fakültesi’ne kaydolan Selanikli Nazım öğrenimine ve siyasi faaliyetlerine burada devam eder. Cemiyetin merkez komitesi adına Selanikli Nazım, Ahmet Rıza’yı İttihat-ı Osmanî Cemiyeti’nde daha aktif kılar. Ancak Ahmet Rıza, merkezi teşkilatla pazarlığa girer, cemiyetin adı ve faaliyetleri konusunda kendini dayatarak, tartışır. Selanikli Nazım’ın kabulü ve teklifi sonucunda, 1894’de Paris’te Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti kurulur. Cemiyetin başkanlığına Ahmet Rıza getirilir. Selanikli Nazım, Şerafettin Mağmumi, Milaslı Halil Bey ve Halil Menteşe üye edilirler.

1895’te Paris Tıbbiye Mektebi’nden mezun olan Dr. Nazım, Selanik ya da İstanbul’a dönmeyip, Fransa’da bir hastanede çalışmaya başlar. Gençleri örgütleyerek Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nde Ahmet Rıza ile birlikte, hükümet aleyhinde siyasi faaliyetlerine devam ederler. Cemiyetin bu çalışmalarından dolayı, Dr. Nazım ve Ahmet Rıza “vatan haini” ilan edilirler.

Dr. Nazım, arkadaşlarına bir gazete çıkarılmasını teklif eder. Üyeler arasında yapılan tartışmalar sonucunda, önerisi kabul edilir. Böylece Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin yayını olarak 1 Aralık 1895 tarihinde Meşveret Gazetesi yayınlanmaya başlar. Meşveret Gazetesi iki sayfa Fransızca ilavesiyle pozitivist görüşte bir çizgi ile çıkarılır. Bu nedenle Meşveret Gazetesi’ne Fransız basını da değer verir ve destekler. Ahmet Rıza, gazetenin müdürü olur. Yayınlarda güncel konularla beraber yurt ve dünya siyasetine yer verir.

Meşveret Gazetesi’nde yayınlanan yazılarda teşkilatın amacı anlatılırken okuyucular da uyarılır. Altayiklerin çocuklarını okutmak için Avrupa’ya göndermelerini ister. Avrupa’da öğrenci okutmanın pahalı olmadığı, buraya öğrenci gönderen Japon, Sırp ve Bulgarların kalkındıklarını ifade eder. Azınlıkların eğitime önem verdikleri, Altayiklerin ise bunu önemsemedikleri ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

 

İT-C’de Tutuklanan İlk Kurucular Siyasette İzole Olur!

Cemiyetin yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerinden etkilenen Saray, Abdullah Cevdet, İshak Sukuti, Şerafettin Mağmumi ve Kerim Sebati’yi tutukladıktan sonra sürgüne gönderir. Çürüksulu Ahmet ve İsa Sukuti sürgünde bulundukları Rodos’tan Paris’e kaçarlar. Bu arada Mülkiye’de tarih hocası olan Mehmet Murat,  Mısır’a kaçar. Mısır’da Mizan adlı dergiyi çıkartır, II. Abdülhamit aleyhinde yazılar yazar. Yurt dışında çıkarılan Meşveret ve Mizan gazeteleri yabancı postaneler kanalıyla Selanik ve İstanbul’a sokulur ve okuyucular tarafından büyük bir ilgi ile izlenir.

Paris’te Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin kurulması ve yayın organı Meşveret Gazetesi’nin çıkarılmasıyla Dr. Nazım ve arkadaşları, planlı ve etkili bir şekilde çalışmaya başlar. Ancak üyeler ile Ahmet Rıza arasında görüş ayrılıkları çıkar. Üyelerden bir kısmı Ahmet Rıza’ya karşı sinirli bir şekilde hareket eder, polis müdahalesini gerektirecek olaylara bile sebep olurlar. “Dediğim dediktir!” şeklinde inat ederek hareket eden Ahmet Rıza, Mehmet Murat’ın muhalefetine neden olur. Mehmet Murat, onun bu tavrından dolayı, Fransız ve Ermeniler kadar bile Altayikler’in, milli hislerini dikkate almadığını söyle. Ahmet Rıza’nın dik başlılığı, görüş ayrılıklarının büyümesine neden olur. Gruplaşmada Dr. Nazım, Ahmet Rıza’yı aşırı derecede destekler.

 

Af, Para ve Mevki Cazibesine Kapılıp Teşkilatı Terk edenler Silikleşir, Kaybeder!

Ahmet Rıza ile Dr. Nazım el ele vererek Meşveret’in yayın işlerini yürütürler. Gazetenin masraflarını karşılamak için çok sıkıntı çekerler. Paris Sandıkarı, Nazım imzası ile yazılan yazılardır ve cemiyetin içinde bulunduğu durum ve faaliyetleri anlatır. Okuyuculara cemiyetin amaçları izah edilir. Üyelerin, II. Abdülhamit’ten para yardımı ve maaş almaları hoş görülmez. Bilhassa Hükümet’ten para yardımı alan üyelerle, Dr. Nazım arasında anlaşmazlık çıkar. Tartışmalar Cenevre ve Kahire’de bulunan üyelerin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur. Taşra şubelerinde bulunan üyeler, Paris’teki merkez teşkilatını eleştirmeye başlarlar. Ahmet Rıza ve Dr. Nazım’a katılmadıkları gibi Meşveret’i de benimsemediklerini beyan ederler.

Dışarıda cemiyet, Meşveret ve Mizan gazeteleriyle faaliyetlerini sürdürürken, içerde cemiyetin merkez komitesinin başkanlığına seçilen Hacı Ahmet Efendi, II. Abdülhamit’e karşı yapılacak darbe planının üzerinde hazırlıklara başlar. Ulemadan Şeyh Naili ve Seraskerlikte bulunan Yarbay Şefik Bey’in ve I. Tümen Komutanı Kazım Paşa’nın yardım edeceği sözünü alır.

Nazırların toplandığı sırada, Babıâli basılacak, Şeyhülislam’dan fetva alınacak, II. Abdülhamit hal edilecek, yerine V. Murat geçecek. Eğer bu olmazsa, II. Abdülhamit’in kardeşi Reşat Efendi tahta çıkarılacaktır.

 

İT-C’nin İlk Darbe Planı Başarısız Olur

Darbe planı Ağustos 1896’da yapılır. Planın uygulanacağı akşam genellikle toplandıkları yerlerden biri olan Ermenilerin işlettiği Tokatlıyan Lokantası’nda yemek yiyen Nadir Bey, içkiyi fazla kaçırarak darbe planının ortaya çıkmasına neden olur. Kutlama hevesiyle gizliliğini koruyamayan Nadir Bey’in ağzından, Numune-i Terakki Mektebi Müdürü Mazhar Bey ve Askeri Okullar Genel Müfettişi Zühtü İsmail Paşa’nın duyumlarıyla mesele anlaşılır.

Nadir Bey’in “Paşa, bilsen yarın neler olacak?” sözü üzerine Zühtü İsmail Paşa durumu derhal araştırarak darbe planını öğrenir. Plan uygulanmadan darbeciler tutuklanır. Bundan sonra cemiyetin İstanbul’daki faaliyetleri çalışamaz olur.

Darbe planına katılanlardan; Kazım Paşa, Hacı Ahmet, Şeyh Naili ve yakınları, Hakkı, Avni Beyler ile ailelerinden 18 kişi, Şeyh Abdülkadir ve ailesinden 20 kişi, Mekkeli Sabri, Divan-ı Muhasebat Reisi Zühtü ve Kemal gibi birçoğu sürgüne gönderilir.

İstanbul’da, cemiyetin merkezi çalışmalarının etkisiz kılınması, ortadan kalkması demek değildir. Murat Bey’in çıkardığı Mizan Gazetesi elden ele dolanır, “Jön Türkleri” cesaretlendirir. 1896 sonbaharında geri kalan “Genç Türkler”in hepsi Paris ve Cenevre gibi şehirlerde toplanır. Paris’te çıkarılan Meşveret’teki yazılar, II. Abdülhamit’i rahatsız eder. Bu sebeple, Paris Elçiliği vasıtasıyla cemiyetin ve gazetenin kapatılması, Fransa’nın Leon Bourgeois başkanlığındaki hükümetten istenir. Bunun üzerine Fransız Hükümeti, 1897’nin ilkbaharında cemiyeti, Paris’ten çıkarır ve gazeteyi kapatır. Ahmet Rıza, Dr. Nazım ve arkadaşları, cemiyeti Belçika’ya taşırlar. II. Abdülhamit, Belçika Hükümeti’ne baskı yaparak cemiyetin üyelerini buradan da çıkartırır. Bunun üzerine Jön Türkler, İsviçre’nin Cenevre şehrine taşınırlar. Ancak kısa süre sonra Dr. Nazım ve arkadaşları, Paris’e dönerek Ahmet Rıza ile birlikte faaliyetlerine devam ederler.

 

Dr. Nazım’ın Desteğini Alan Ahmet Rıza Pirivittir,

 Kadro Kaybettirir. Ancak İktidar Olandır!

Mizan Gazetesi’nde Meşrutiyet lehine ve II. Abdülhamit aleyhine yazılar yazan Mehmet Murat’a, cemiyetin lideri gözüyle bakılmaya başlanır. Mehmet Murat, 1897’de Mısır’dan Cenevre’ye gider ve çalışmalarını burada yürüttür. Daha sonra Cenevre’ye İshak Sukuti ve Abdullah Cevdet de gider. Cenevre’de birlikte Osmanlı Dergisi’ni çıkarmaya başlarlar.

Meşveret Gazetesi’nde Dr. Nazım, Ahmet Rıza ve Mehmet Murat yazılar yazarak, okuyucuları bilgilendirmeye çalışırlar. Ahmet Rıza, pozitivist görüşe ağırlık verirken, Mehmet Murat ve Dr. Nazım ideolojik konularda yazılar yazarlar.

Bu dönemde Ahmet Rıza ile Mehmet Murat arasında çok sıkı bir ilişki oluşur. Mehmet Murat hazırlamış olduğu 21 maddelik cemiyet programını, Ahmet Rıza’ya gönderir. Ancak cemiyet içinde ihtilafa neden olunacağı gerekçesi ile program tartışmaya sunulmaz.

Ahmet Rıza ile Dr. Nazım’ın birlikte çalışması, diğer ittihatçı üyelerin, bunları çekememesine neden olur. Bu sebeple Mehmet Murat ve arkadaşları, Ahmet Rıza ile Dr. Nazım’ı cemiyetten çıkarmak isterler. Mehmet Murat, cemiyetin Teftiş ve İcra Heyeti Başkan,  Dr. Nazım ise bu heyetin üyesidir. Dr. Nazım’ın üye olduğu bir kurulda, görüşü alınmadan bir karara varmak, Ahmet Rıza’yı ve ya kendisini cemiyetten çıkarmak mümkün olmaz. Gerek Ahmet Rıza’nın gerekse Dr. Nazım’ın cemiyetten çıkarılmasında, başarılı olamayan Mehmet Murat, üzüntülerini belirterek Teftiş ve İcra Heyeti Başkanlığından ayrılır.

Mehmet Murat, “İstifa nedenini”, Ahmet Rıza’nın “ikiyüzlülüğü”, “kendisini üstün görme”,“Ahmet Rıza’nın önünü tıkamak istemiyorum”, “uğraşmayacağını” vs. nedenleri olarak belirtir!

II. Abdülhamit, Serhafiye Ahmet Celalettin Paşa ve Necip Melha’yı, 10 Temmuz 1897 tarihinde Paris’e gönderir. On üç gün Paris’te kalan Paşa, Dr. Nazım ve Ahmet Rıza gibi “Genç Türkleri” yurda dönmeleri için ikna etmeye çalışır. İttihatçıların lehine af ilan eden resmi genelge yayınlanır. Genelgede ücretsiz pasaport verileceği, isteyenlerin öğrenimlerine devam edebileceği, Osmanlı topraklarında diledikleri yerlerde ikamet edebilecekleri, maddi yardımda bulunulacağı, Avrupa’da okuyan öğrencilere 150 Frank maaş verileceği gibi hususlar ayrıntılı bir şekilde açıklanır. Fakat, Dr. Nazım ve Ahmet Rıza, o devrin şartlarına göre oldukça cazip olan II. Abdülhamit’in yardım ve bağışlarını “davaları uğruna” kabul etmezler.

Ahmet Celalettin Paşa, Paris Büyükelçisi Münir ile yaptığı çalışma sonucunda; Paris, Cenevre, Kahire ve Brüksel’de faaliyette bulunan cemiyet üyelerini ikna etmeye çalışır. İttihatçıların bir kısmı ikna olur. Bunun sonucunda Mehmet Murat ile Ahmet Rıza’nın arası açılır. Cenevre üssü çökertildikten sonra, yaklaşık 60 kişi yurda dönmeye ikna edilir. Abdullah Cevdet ve İshak Sukuti’nin çıkardığı Osmanlı Dergisi kapatılır. İshak Sukuti Roma, Abdullah Cevdet Viyana, Tunalı Hilmi de Madrid elçilik tabipliğine atanır. Mehmet Murat, 14 Ağustos 1897’de İstanbul’a döner ve on bin kuruşla Şura-ı Devlet Azalığı’na tayin olur.

İttihatçıların bir kısmının Ahmet Celalettin Paşa’nın tekliflerine uyarak, yardım kabul etmelerine, Ahmet Rıza ve Dr. Nazım çok sinirlenir. Yardım kabul edenler, “döneklik” ile suçlanır. Dr. Nazım ve Ahmet Rıza, Meşveret Gazetesi’nde yazılar yayınlayarak faaliyetlerini arttırır. Onların, kararlı ve sabırlı çalışmaları ileride önemli işler beceren gençleri, cemiyete üye kazanırlar. Sami Paşaoğlu, Sezai ve Dr. Bahattin Şakir gibi gençler bu dönemde İttihatçı yapılır.

Aralık 1899’da Padişah’ın kayınbiraderi Damat Mahmut Paşa, oğulları Prens Sabahattin ve Prens Lütfullah’ı yanına alarak Avrupa’ya kaçar ve meşrutiyet taraftarlarının safına geçerler. Damat Mahmut Paşa’nın kaçması, II. Abdülhamit’in aşırı derecede üzülmesine ve ittihatçıların güçlenmesine neden olur. Paşa’nın kaçış nedeni, Bağdat demiryolu yapımı imtiyazının, İngiltere’ye değil de Almanya’ya verilmesiydi.

Paşa’nın iadesi konusunda, II. Abdülhamit teşebbüs ettiyse de Fransa buna yanaşmaz. 1903’te ölen Paşa, bu tarihe kadar Paris’te kalır. Bu tarihten itibaren, onun fikirlerini oğlu Prens Sabahattin yürütmeye başlar.

Mehmet Murat’ın İstanbul’a dönmesiyle cemiyet içinde bir boşluk oluşur. Bunun üzerine Paris’teki ittihatçılar, Ahmet Rıza ve Dr. Nazım’ın etrafında toplanır. 1898’de Paris’te yapılan kongrede üyeler arasında fikir ayrılıkları oluşur ve cemiyet mensupları ikiye bölünür. Her grup kendi fikri doğrultusunda hareket ederken, çoğunluk Ahmet Rıza ve Dr. Nazım’ın etrafında toplanır. Dr. Nazım ve arkadaşları amaçlarına ulaşmak için cemiyete yeni üyeler kayıt ederler. Cemiyet içinde ve dışında yapacakları faaliyetlerde Ermeni, Rum, Bulgar ve Musevilerle irtibat kurarlar.

 

1902 Paris Kongresinde, Ademi Merkezciler Kaybeder, Jakobenler Kazanır.

Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin ikinci kongresi, 4-9 Şubat 1902 tarihleri arasında, Fransız Enstitüsü üyelerinden ve kendisi Rum olan M. Lefever Pontalis’in Paris’teki evinde yapılır. Kongrenin başkanlığına Prens Sabahattin, yardımcılıklarına Sathas isimli Rum ve Sissina isimli bir Ermeni getirilir. Kongrenin ilk toplantısı M. Lefever Pontalis’in evinde yapıldıktan sonra, ara birleşimlere Prens Sabahattin’in evinde devam edilir. Kongreye toplam 70 delege katılır. Bunların ağırlıklı kesimi Arnavut, Çerkez, Musevi, Arap, Rum, Ermeni ve Kürt’tür!

1902 kongresinde de birlik ve beraberlik sağlanmaz. Üyeler Prens Sabahattin ve Ahmet Rıza grubu olmak üzere ikiye ayrılır. Adem-i merkezi yönetimi savunan Prens Sabahattin’in etrafına Dr. Nihat Reşat, Dr. Sabri, Siret, Fazıl ve Zeki Beyler en gözdeleri olarak görülür. Ahmet Rıza grubuna ise Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir ve Ferit saf tutarlar. İki ayrı grup halinde çalışan ittihatçılar aralarında husumete varacak kadar ileri giderler.

Ahmet Rıza, Fransa uniter yapısını örnek göstererek, meşruti ve merkeziyetçi bir yönetimi savunur. Prens Sabahattin, İngiltere ve ABD örneğini vererek, teşebbüs-ü şahsi ve adem-i merkezi yönetimini benimserler. Bu fikir ayrılığına rağmen her iki taraf, II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi konusunda ihtilafa düşmezler.

Osmanlı Devleti’nin dağılmasına sebep olacağı endişesiyle adem-i merkezi görüşüne karşı olan Ahmet Rıza grubu ve etrafındaki Dr. Nazım, olağanüstü gayret gösterir. Bundan sonra teşkilatı genişletme ve şubeler açma yönünde çabalarını sürdürürler.

Daha Osmanlı Devleti’nin üç kıtada toprakları vardır. Bu sebeple Rumeli ve Mısır’da şubeler açmak ve bunlar arasında irtibat sağlamak güçtür. 1905 yılında Cemiyetin Osmanlı egemenliği içinde ve dışında teşkilatlanması ve kadrolaşması sağlanır. Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin gizli muhabere defterindeki yazılara göre Dr. Nazım ve Dr. Bahattin Şakir, şubelere mektuplar göndererek, haberleşmeyi ve teşkilatlanmayı sağlarlar. 20 Temmuz 1906 tarihli “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin İç Tüzüğüne Dair “Beyanname” ile teşkilat daha düzenli bir şekilde yürütülür. Bu beyannameye göre iş bölümü yapılır. Meşveret Gazetesi’nin Fransızca kısmını Ahmet Rıza, Türkçe kısmını Sami Paşazade Sezai, cemiyetin hesap işlerini Mustafa Fazıl Paşazade ile Dr. Nazım, şubelerle olan işlemlerini Dr. Bahattin Şakir ile Dr. Nazım yürütmeye başlarlar. Ayrıca cemiyetin iç işlerini yürütmede Dr. Nazım görev alır.

Merkez teşkilatın şubelere gönderdiği yazılarda amaçlarının vatandaşları hürriyet altında toplamak olduğu belirtilir. Mehmet Murat ve arkadaşları yüzünden cemiyetin zarar gördüğü duyurulur. Bu arada Mısır’da çıkarılan Şura-yı Ümmet Gazetesi’nin devam etmesi için buradaki şubeden yardım istenir. Konuyla ilgilenen Dr. Nazım bu gazetenin sorunlarını gidermeye çalışır.

Paris merkez teşkilatının bir binası yoktur. Sadece dört hasır iskemle ile bir kırık masaları vardır. Bu sebeple varlıklı kimselerden koltuk, masa takımı ve sandalye gibi eşya alarak cemiyete yardım etmeleri istenir.

Cemiyet üyeleri, Paris’te çalışmalarını devam ettirirken, büyük maddi sıkıntılar içindedirler. Bir gün merkeze gelen bir genç, Dr. Nazım’ın ayakkabılarına bakar. Ayakkabıları delinmiş ve parmaklarının dışarıda. Çoraplarının da ayrı ayrı renkte olduğunu görür. Dr. Nazım, kendisini ziyarete gelen ve durumunu dikkatle izleyen gence “Hürriyet bu kadar mahrumiyete değmez mi?” diyerek cevap verir. Cemiyet üyeleri için maddi sıkıntılar, amaca ulaşmaya engel değildir. Çünkü onlar önce teşkilat, sonra neşriyat mantığı içinde çalışırlar.

1894-1906 yılları arasında, on iki yıl cemiyetin iç ve dış işlerine, Dr. Nazım ile Dr. Bahattin Şakir bakar.

Paris merkez teşkilatından, şubelere uyarıcı yazılar yazarlar. Kötülüğün kaynağının istibdat olduğunu bildirir, Osmanlı İmparatorluğu ve Padişah’ın zulmüne uğrayanları, yanlarına devşirmeye çalışırlar. Kimse, bu İttihatçı ekibin, gelecekte, Osmanlı İmparatorluğunu ve II. Abdulhamidi aratacak kadar zalim ve diktatör olacaklarını kestiremez.

 Ahmet Rıza, Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir, hükümet tarafından, Ermeni. Rum ve diğer azınlıklara yapılan haksızlıklara karşı durur gibi yaparlar. Karşılıklı görüşerek problemlerin çözülmesini isterler. Mısır’da çıkan Şura-yı Ümmet Gazetesi yeniden düzenlenir. Ancak Kafkasya’da çıkan İrşat Gazetesi’nin kapanması üzüntüyle karşılanır. Paris merkez teşkilatı, şubelerinin gizlilik esası içerisinde faaliyette bulunmalarını ister. Ayrıca otuz yıldan beri Osmanlı topraklarını zindan haline getiren II. Abdülhamit hükümetini ve onun hâkimiyetini yıkmanın “vatanseverlik” olduğunu belirtirler.

 

Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve Hücre Örgütlenmesi

 Selanik’te, Eylül 1906 tarihinde, Bulgar Komitesi örgütünden ve Mason Teşkilatından esinlenerek, Mithat Şükrü Bleda ve İsmail Canbulat’ın evinde, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulur. Cemiyetin amacı; devletin iç işlerine müdahale eden Rusların, Bulgarları koruma politikasını reddederek, orduda görevli subaylar arasında taraftar toplamaktır. Cemiyetin kurucuları arasında; Selanik Askeri Rüştiye Müdürü Bursalı Tahir, Naki, Talat, Mithat Şükrü Bleda, Ömer Naci, Kazım Nami Duru, İsmail Canbulat, İsmail Hakkı ve Süleyman Fehmi bulunur.

1906’da kurulan bu cemiyette Merkez-i Umumi üyeleri; Talat, İsmail Canbulat ve Rahmi ile cemiyeti, hücre biçiminde örgütlerler. Üyeler, hücre şeklinde örgütlendiğinden birbirini tanımazlar, sadece cemiyetin yemin merasimine getirilen üyeleri tanırlar. Üyenin hücre mensuplarının dışında, birini tanıması mümkün değildir. Bu tip örgütlenme, İtalya Carbonarı Teşkilatı’nın kurulmasından beri çok geçerlidir. Özellikle illegal örgütlerde bu tip hücreleşmeye dikkat edilir. Böylece çeşitli nedenlerle çöken hücrenin, bütün örgütü etkilememesi sağlanır.

Cemiyete üye kaydında, masonlara özgü bir yöntem uygulanır. Buna göre, önce kuruculardan veya eski üyelerden biri, üye yapmak istediği arkadaşını Merkez-i Umumi’ye tanıtan bilgileri verir ve merkezin kararını beklerler. Merkez gerekli incelemeyi yaptıktan sonra yemin ettirilerek üye kayıt edilir. Bundan sonra artık cemiyetten çıkış mümkün değildir. Çıkıldığında veya cemiyetin amaçlarına aykırı hareket edildiğinde üyenin cezası ölümdür!

Cemiyete üye olanlara sırasıyla bir numara verilmekteydi. İlk on numara kuruculara ait ve yaş sırasına göreydi. Bunlar: 1. Bursalı Tahir, 2. Naki, 3. Rahmi, 4. Mithat Şükrü, 5. Mehmet Talat, 6. Kazım Nazım Duru, 7. Ömer Naci, 8. İsmail Canbulat, 9. Hakkı Baha, 10. Edip Servet idi.

Selanik’teki Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Paris’teki Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile ilişki kurması daha sonradır.

 

Siyasetin İhtiyaçlarına Endekslenip, Esniyen Kadrolar,

Programlarını Geleceğe Taşır. Kendini Gerçekleştirir!

Ahmet Rıza ve Dr. Nazım, Paris’te merkez teşkilatta hizmetlerine devam ederken, Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti hakkında fazla bilgi sahibi değillerdir. 1893-1906 yılları arasında cemiyet içinde aktif faaliyette bulunan Dr. Nazım, Paris’te uzun süre kalmanın bir sonuç vermeyeceğini anladığından, Mithat Şükrü Bleda’dan, Cenevre’de Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin şubesini açmasını ister.

1907 yılının Mart ayında Selanik Osmanlı Hürriyet Cemiyeti üyelerinden Ömer Naci ve Hüsrev Sami Kızıldoğan’ın tutuklanacakları haberini, posta ve telgraf memuru Talat Bey gizlice bildirir. Bunun üzerine ikisi de tutuklanmadan kurtulmak, Paris’teki cemiyetin programını incelemek, ortak yönleriyle birleşmeyi sağlayarak güçlenmek amacıyla Paris’e kaçarlar. Mart ayının ikinci yarısında Paris’e varan Ömer Naci ve Hüsrev Sami Kızıldoğan, Ahmet Rıza’nin programının kendilerine uygun olduğunu kabul ederler. Bundan sonra Ömer Naci, Şura-yı Ümmet Dergisi’nde imzasız yazı yazmaya başlar.

Selanik’te kurulan cemiyetten yaklaşık beş ay sonra, 8 Şubat 1907 tarihinde Manastır’da, Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin bir şubesi kurulur. Şubenin kurucuları Enver Paşa, Kazım Karabekir ve Hüseyin Beylerdi. 1900 yılından itibaren Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti, Makedonya’da yani Rumeli’de yayılır. Bunun sebebi, Makedonya bölgesinin özelliğindeydi. Burada Osmanlı Devletine karşı Arnavut, Rum, Romen, Bulgar ve Sırp çeteleri, Osmanlı yönetimine baş kaldırırlar. Bu direniş hareketleri, Osmanlı Hükümeti’nin aleyhine idi. Burada teşkilatların amaçlarının çakışması, birbirlerini desteklemelerine zemin oluşturuyordu.

 

İç ve Diş Merkezler, Önce uyumlu Kılınır. Sonra Birleştirilir!

1889 yılında kurulan İttihat-ı Osmanî Cemiyeti faaliyetlerini, Osmanlı iktidarının hüküm sürdüğü alanların dışında sürdürmesi için kurulmuştu, Dr. Nazım,  Ahmet Rıza’yı cemiyetteki faaliyetlerini aktif kılması amacıyla, 1893 yılında Paris’e göndermişti. Paris’te 1906 tarihine kadar cemiyet içinde ikisi aktif bir şekilde faaliyetlerde bulundular. Dr. Bahattin Şakir’i de yanlarına alarak, taşradaki şube ve şahıslara mektuplar yazıp, faaliyetlerini geniş bir alana yaydılar. Paris’te uzun süre kalmanın bir sonuç vermeyeceğini artık anladılar. Bu sebeple, Mithat Şükrü Bleda gibi gençlerin, cemiyet kurma isteklerine cevaplar vererek, onları teşkilata kazandırdılar. Mithat Şükrü Bleda’ya, Cenevre’de Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin bir şubesinin açılmasını tavsiye ettiler. Dr. Nazım, bu arada, Selanik’e gelebilmek için Mithat Şükrü Bleda’ya bir mektup yazar. Çeşitli hizmetlerinin yanında, mektuplarla veya basın yoluyla cemiyet hizmetlerinin yürümeyeceğine inanarak, Selanik’e gelmeye karar verir.

 

Bir Dönem Avrupa’ya Çıkarak İT-C’yı Korudular. İT-C’deTutuklananlar Silikleşti!

Sonra Avrupa’da  Kalarak, Mektuplar İle İktidara Yörüyemeyecekleri Anlayınca

Yeniden  Osmanlı Egemenliğinde Mücadele Etmeye Yönelerek İktidarı Kuşatırlar

Doğu Avrupa’da, mazlum milletlerin, Osmanlı işgaline karşı direnişleri, Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin direnişleri bastırmak üzere Osmanlı devletlerinin yanında saf tutmaları, özgürlük sloganlarının sahteliğini de ortaya koyuyordu. Ancak, Osmanlı Padişahına muhalif duruşu, şubelerinin Rumeli’de yaygın tarzda örgütlemelerine kolaylık ve hız da kazandırıyordu. Bu yaygınlık, şubeler ile Paris merkez teşkilatı arasında irtibat kurmayı güçleştiriyordu. Dr. Nazım, bu hengâme içinde yine de cemiyetin İstanbul ile Paris merkezi arasındaki irtibatını sağlar. Şimdi de Paris merkezi ile Selanik merkezini birleştirerek teşkilatı bütünleştirmeye çalışır. Asıl amacı, Osmanlı siyasi sınırlarının içine girip, cemiyeti adına örgütlenme ve basın faaliyetlerinde bulunmaktı.

Dr. Nazım, o sırada hükümet tarafından “vatan haini” ilan edilerek gıyaben idam cezasına çarptırılır. Bu sebeple Osmanlı sınırlarına girmesi zordur. Yine de Yunanistan üzerinden girmeye çalışır!

O yıllarda, Selanik; Bulgar, Rum ve Sırp komitecilerinin karargâhı haline gelmiştir. Cemiyet yöneticileri, Dr. Nazım’ın Paris’ten Selanik’e gelebilmesi için Rum komitecilerinin başkanıyla görüşür ve Yunanistan yolu ile Selanik’e gelmesine karar verilir. Alınan bu karara göre; Dr. Nazım, Yunanistan’a geldikten sonra, Rum komitecileri onu alıp sınıra getireceklerdi, buradan da uygun bir zamanda içeri girecekti.

Bu karar üzerine, Dr. Nazım’a mektup yazılır ve o da mektubu alır almaz yola çıkar. Rum komitecileri, Dr. Nazım’ı alarak Selanik’e götüreceklerini daha önce Talat Bey’e bildirmişlerdi. Bunun üzerine Dr. Nazım, Atina’ya gelerek burada iki ay bekler. Fakat bu esnada Rum komitecileriyle, Yenice adasında bulunan Halil Paşa komutasındaki askerler arasında tartışma çıkar. Kendisini Selanik’e getiren Rum komitecilerinin adını ve kimliklerini bilmez. Atina’ya kendisine bildirilen adrese zor şartlar içinde geldiğinde, komiteciler onu iki ay gizler.

Dr. Nazım, yolculuk esnasında kıyafetini değiştirir. Modern bir hoca kılığına girer. İlk görüşte onu Paris’teki eski arkadaşı Mithat Şükrü Bleda bile tanıyamaz. Modern giyinişli Dr. Nazım’ın yerini, takma sakallı ve takma ismi ile modern “Hoca Yakup Efendi” alır.

Daha önce Selanik’te tanıdığı hemşerisi Mithat Şükrü Bey’e bir mektup yazarak, cemiyet adına çalışkan ve yetenekli bir gence ihtiyacı olduğunu söyler. Mithat Şükrü’de, Dr. Nazım’a çalışkan bir genç olan posta baş kâtibi Talat’ı tavsiye etmiş ve böylece onu tanımıştır. Bu sebeple Talat’a, mektup yazarak, Selanik ve İzmir’e girmek istediğini bildirir.

Talat’ın yardımıyla Atina üzerinden Dr. Nazım gizlice Selanik’e gelir. Selanik’te Dr. Nazım, Mithat Şükrü Bleda’nın evinde misafir kalır ve bu arada Talat ile irtibat kurar. Dr. Nazım, Talat ve Kazım Karabekir gibi gençlerle yakından ilgilenir. Bundan sonra Paris merkezi ile Selanik merkez teşkilatının birleştirilmesine çalışılır. Paris ve Avrupa’nın diğer merkezleriyle Mısır’a kadar uzanan şubeler arasında “Türk” isimli bir gazete çıkararak mücadelesine devam eder. Kısa zamanda Selanik teşkilatını, bütün şubelerin, ana merkezi haline getirir. Şubeler arasındaki dağınıklığı giderir ve cemiyeti bir gizli ihtilal komitesi şeklinde örgütler. Subayları da etkisi altına alarak, bütün faaliyetlerini tek merkezden yürüttür. Cemiyete yeni gireceklerin kabulü konusunda talimatname ile genelgeler hazırlar. Bu talimatnameyi hazırlarken Miralay Sadık, Binbaşı Fethi ile Manyaszade Refik ve Mithat Şükrü Bleda’nın görüşlerini alır. Talimatnamede belirtilen yemin merasimiyle ilgili hususların hazırlanmasında 1789 Fransız İhtilalı’nda etkili olan Jakoben modeli örnek alınır.

Dr. Nazım, Selanik’te sadece Mithat Şükrü Bleda’nın evinde değil, aynı zamanda cemiyetin diğer üyelerinden bazılarının evinde de gizlice bir müddet kalır. “Hoca Yakup Efendi” adıyla, başında sarık, sırtında cübbe, çenesinde uzun sakal ve ayağında yemeni bulunan bir kıyafetle Nafiz Kufralı’nın Yenikapı semtindeki evine misafir olur.

 

İki Merkezli,  Bir İsimde Birleşen, Uyumlu  Teşkilat: İT-C

Cemiyetin adının değişmesi gerektiği görüşünü bütün toplantılarda savunur. Bu görüş, o günkü şartlar dahilinde üyeler arasında uygun bulunmaz. Üyeler arasında; “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” bu isimle tanınmış ve kabul edilmiş. “Cemiyetin isminin değişmesi istikrarsızlığın meydana gelmesine neden olacaktır” denir. Ayrıca diğer üyelerin isim değişikliğine tepkilerinin ne olacağı da bilinmez. Dr. Nazım’ın cemiyetin adının değişmesi önerisini kabul eden üyelerin isteği üzerine, cemiyetin isim değişikliği hakkında görüşlerini almak amacıyla şubelere mektuplar gönderilir. Mektuplara verilen cevaplarda, Dr. Nazım’’in teklif ettiği “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” ismi uygun bulunur. “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” ile “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti”ni birleştirmek için, Dr. Nazım’ın, teklif ettiği ve üzerinde önemle durduğu “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” ismi çoğunlukla kabul edilir. Böylece Paris ve Selanik’te bulunan teşkilatın isimleri birleştirilerek, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alır.  

Merkezi Paris olan “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” ile merkezi Selanik olan “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” Eylül 1907 tarihinden itibaren “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı altında birleştirildi. Bu isim altında birleştirilen cemiyetin şartlarını belirleyen maddeler üzerinde anlaşmaya varılır.

Cemiyetin biri dahili, değeri harici olmak üzere iki Genel Merkezi olacaktır. Bunlardan dışarıdaki Genel Merkez Paris’te ve içerideki Genel Merkez Selanik’te olacaktır. Her iki merkezin ayrı ayrı başkanları olacaktır.  Genel Merkezler, maliye işlerinde bağımsız olacaktı. Selanik Genel Merkez ile doğrudan doğruya irtibatı sakıncalı görülen şubeler ve şahıslar, Paris Genel Merkez vasıtasıyla haberleşecekti. Hükümetler ve yabancı basın ile olan ilişkilerin sorumluluğu Paris Genel Merkeze ait olacaktı. Genel Merkezler, şubelerin faaliyetlerini iptal edebilecekti. Cemiyetin yayınları Türkçe “Şura-yı Ümmet”, Fransızca “Meşveret Gazetesi” olacaktır. Dahili Genel Merkez’in yardım ve iştirakiyle harici Genel Merkez’in denetimi altında basılacaktır.

Dr. Nazım, bu tarihi sözleşme ile başta Talat Bey olmak üzere cemiyetin diğer üyelerini bir disiplin etrafında bir araya getirir. Teşkilatı amaç ve örgüt bakımından bütünleştirerek dinamiklik kazandırır. Bundan sonra dışarıda Paris merkezi, içerde Selanik merkezi olmak üzere, taşrada bulunan şubelerin faaliyetlerini düzenli bir sisteme bağlayıp denetleyecekti. Böylece Selanik’teki örgüt kendi çizgisinde amacını gerçekleştirmek için Paris örgütünden, Paris örgütü de Selanik örgütünden yararlanır.

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, III. Kongresinde; Merkezciler ile Ademi Merkezcilerin çekişmesinden, Jakobenler galip gelir.

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin üçüncü kongresi, 27-29 Aralık 1907’de Paris’te Baron Velorme adında birinin konağında; Ahmet Rıza, Prens Sabahattin ve Ermeni Devrimci Federasyonu Taşnak Sütyun’dan K. Malumyan başkanlığında yapılır. Kongrede adem-i merkezicileri Dr. Nihat Reşat ve Fazlı Beyler; İttihatçıları Dr. Bahattin Şakir ve Hüsrev Sami, Ermenileri K. Malumyan temsil eder. Ahmet Ahmet Rıza, açılış konuşmasında Rum, Arnavut ve iki Ermeni örgütünün ayrı çalıştıklarını ifade ederek, kongrenin idareden hoşnut olmayan bütün grupları temsil etmediğini söyler. Hilafet ve saltanatın korunmasını ve merkeziyetçi bir yönetimi isteyen sözleri tartışmalara yol açar. Ermeniler uzlaşmacı bir tavır sergileyerek, tartışmanın yatışmasını sağlarlar. Fakat Prens Sabahattin ve Ermeniler adem-i merkez görüşünü savunurlar. Bunlarla beraber tarafların üçü de mevcut yönetime karşı kalemle mücadele yanında, eyleme geçerek ihtilal yapılması gerektiği görüşünde birleşirler.

Kongrede; saltanat ve veraset usulünün değiştirilmesi, Osmanlı sınırları içinde, örgütü olmayan komitelerin kongreye alınmaması, yabancı müdahalenin reddedilmesi, Osmanlı topraklarına yabancı müdahaleyi davet eden tedhişçiliğin reddedilmesi, eylem alanlarının sınırlandırılması gibi hususların kabul edilmesi önerilir. Örneğin Erzurum gibi yerlerde, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin izni olmadan, genel ihtilale Ermenilerin katılması önlenmek istenir. Dış müdahaleyi istemeleri nedeniyle, Türk olmayan örgütlere karşı duyulan güvensizlik ifade edildi.

29 Aralık günü çalışmalarını tamamlayan kongre, bir bildiri yayımlar. Bildiri ile Osmanlı Devleti’ni oluşturan milletlerin, birlik olmayı başardıkları ve çabalarını birleştirerek, amaca ulaşıncaya kadar ihtilal yolunda ısrar edecekleri duyurulur. Bildiride belirtilen amaç; II. Abdülhamit’i tahttan indirerek, parlamenter düzeni kurmaktı. Bunu elde etmek için istibdat yönetimine silahla karşı konulacaktır. Hükümet yetkilileri ve güvenlik görevlilerini yıpratmak amacıyla, politik ve ekonomik eylemler gerçekleştirilecektir. Vergi ödememek suretiyle, pasif direnişe geçilecektir. Askerin “devrimciler” üzerine yürümesine engel olmak için propaganda yapılacaktır. Gerektiğinde toptan ayaklanılacak ve şartlara göre diğer eylemler belirlenecektir... gibi tavsiye kararları alınır.

 

Ermeni Taşnaksutyun Cemiyeti neden İT-C İle Hareket Eti ve Geleceğini Göremedi!

Bu prensiplerin kabul edildiği kongre bildirisinin altını Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkez Cemiyeti, Ahd-ı Osmani Cemiyeti(Mısır), Londra’da Türkçe ve Arapça yayınlanan Hilafet Dergisi’nin yayın Kurulu, Taşnaksutyun Cemiyeti, Mısır Cemiyet-i İsrailiyesi ve bazı Ermeni yöneticileri imzalarlar. Kongreye; Bulgar, Arnavut ve Rum örgütleri katılmaz. Yukarda alınan kararları uygulayacak bir “İcra Komitesi” kurulur. Kongre kararlarının altını, ihtilale taraftar olmayan Ahmet Rıza da imzalar. Ermenilerin hak taleplerini meşrulaştıran bu kararın altının imzalanması, Türk milliyetçileri tarafından taktiksel olarak kabul edildiği görülür, ancak pratikte edemeyeceği kadar kendileri ile ters ve ağır gelir. Nitekim bu durum 5 Ocak 1908 tarihli Pro-Armenia dergisinde Ahmet Rıza’nın Cemiyetin ısrarıyla ihtilalcı olduğu şeklinde belirtilir.

Yukarda belirtilen kararların alınmasından sonra, Prens Sabahattin’in Adem-i Merkez-i ve Teşebbüs-ü Şahsi Cemiyeti taraftarları Anatolia’da Ermeni gruplarla birlikte propaganda hareketlerine girişirler. Bu hareket gittikçe etkili olmaya başlar.

 

Anatolia’da Teşkilatlanma

Paris ve Selanik grubunun birleşmesiyle “Jön Türkler”, “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” çatısı altında birleşirler. Ancak, Makedonya ve Anatolia’da teşkilatlarını kuramamışlardır. Örgütçülüğü ile tanınan Dr. Nazım, Anatolia’ya gidip İzmir ve Aydın’da teşkilatı kurma hazırlıklarına başlar. Çünkü İstanbul, Edirne, İzmir ve Aydın gibi önemli illerde ve Anatolya’nın diğer şehirlerinde henüz teşkilat kurulamamıştır.

İzmir ve çevresinde, teşkilatın şubelerini kurmak üzere vakit kaybetmeden Dr. Nazım yola çıkar. Yolculuk sırasında “Hoca Yakup Ağa” takma adını kullanır. Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adına Selanik’ten İzmir’e gelir. Çünkü cemiyet üyeleri 1907 kongresinde Rumeli’de ihtilal yapmaya karar vermişlerdir.

Dr. Nazım, “Tütüncü Yakup Ağa” takma adını kullanarak İzmir’de kendisini gizler. Asker, eğitimci, polis, genç, yetişkin, postacı vb. çok yaygın bir örgütlenme gerçekleştirir. Kazandığı üyelere teşkilat “Yemini” bizzat ettirir.

Dr. Nazım, kiraladığı dükkânda tütün satar, “tütüncülük” adı altında, çeşitli mahalleleri gezer ve vapurlara serbestçe girip çıkar. İzmir ve ilçelerini adım adım gezen “Tütüncü Yakup Ağa”, İzmir ilinin dışında da faaliyetlerde bulunur. Bölgede yaşayan insanların bazılarını cemiyete üye kazandırır. Aydın ilinde “Hoca Yakup Efendi” takma adıyla icabına göre çeşitli kıyafetlere girerek hocalık, bakkallık, komisyonculuk ve falcılık gibi işleri yapar. Halkı örgütleyerek. Rumeli’ye gelen Aydın taburlarının ittihatçıların yanında yer almasını sağlar. Çeşitli mahlas, ad ve değişik kıyafetler altında, onun bu faaliyetleri ile Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, Aydın ilinde de taban tutmasına sağlar.

Hacı İlyas Köyü’nden, Kayalar Köyü’ne giderek, Çakırcalı Mehmet Efe’yi teşkilata almaya çalışır. Ancak Başarılı olamaz, üzülerek İzmir’e döner.

 

1908 Darbesi ve II. Meşrutiyet’in İlanı

 II. Meşrutiyet’in ilanı arifesinde Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, Makedonya ve bilhassa Anatolia da teşkilatlanmasını tamamlar. 1903 Mürzsteg Anlaşması gereği Makedonya ve Avrupa’da jandarma gücü kurulmuştu. Böylece Türk subayları Fransız, İngiliz, İtalyan, Avusturya, Alman ve Rus subayları ile irtibat kurma fırsatı bulur. Nitekim Alman askerleri, Osmanlı ordusu üzerinde etkili olur. Enver Paşa, Üsküp’te bulunan Avusturya-Macaristan subaylarından, askeri teknik ve Almanca’yı öğrenir. Mürzsteg Anlaşması gereğince, gönderilen Avrupalı subayların etkisindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti gelişir. Daha sonra II. Meşrutiyet’in ilanını getirecek güce ulaşır.

 

Haziran-Temuz 1908’de Darbe Gerçekleşir.

II.Abdulhamit Yumuşak Geçiş Yapar ki Canını Kurtarabilsin!

Canını Kurtarır Ancak Sürgünden Kurtulmaz

9-10 Haziran 1908’de, Finlandiya Körfezi’ndeki Reval Limanı’nda, İngiltere Kralı VII. Edward ve Rus Çarı II. Nicola’nın görüşmeleri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni endişelendirir. Görüşmede, İngiltere’nin, Rusya’nın Yakın Doğu ve Orta Doğu ile ilgili isteklerine karşı koymaktan vazgeçmesinden korkulur. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin, Avrupa’daki topraklarını idare etmesine son vermesi demekti. Yayımlanan bildiride Makedonya sorununa ve reformlara değinilir. Rumeli paylaşılacak, Padişah ordularını göndermeyecek ve bu durum kabul edilecekti.

Reval görüşmesi sonucunda, alınan kararları uygun bulmayan ve gelişmeleri milletine hakaret sayan subaylar, harekete geçer. Reval görüşmeleri, darbenin başlamasına yol açar.

Anatolya teşkilatlanma faaliyetlerini yürütülürken, Resne tabur kumandanı vekaletinde bulunan Resneli Niyazi, II. Meşutiyet’i ilan ettirmek amacıyla hürriyet bayrağını açarak, 3 Temmuz 1908 (20 Haziran 1324) Cuma günü dağa çıkar. Yanına halk ve askerlerden oluşan yüz kişilik kuvvet, yeteri kadar cephane ve silah alarak İstile istikametine hareket eder. Resne’den çıkarken “hürriyet için isyan” ettiğini bildirir. Bir süre sonra Ohrili Eyüp Sabri Bey de, Niyazi’ye katılır. Makedonya kaynamaya başlar. Niyazi’nin istibdat hükümetine karşı baş kaldırması ve hürriyetin ilanını sağlamak amacıyla isyan ederek dağa çıktığı Manastır bölgesi kumandanı tarafından Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu Müşiri İbrahim Paşa’ya resmen bildirilir.

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin amacı, mevcut hükümeti devirip, II.Meşrutiyet’i ilan ettirmektir. Bu nedenle gelişmeleri endişeyle izleyen cemiyet mensupları, harekete geçer. Padişah’ın Makedonya ayaklanmasını bastırmak için gönderdiği Şemsi Paşa Manastır sokaklarında 7 Temmuz’da güpegündüz öldürülür. 

Selanik Merkez Kumandanı Nazım Paşa, Enver Paşa tarafından öldürülür. Arkasından Manastır Polis Müfettişi Sami Bey ve 12 Temmuz Pazar günü Topçu Alay İmamı Mustafa Efendi Selanik’te kurşuna dizilir. Suikastlar birbirini takip ederken, Saray’a meşrutiyetin ilanıyla ilgili telgraflar gönderilir.

Dr. Niyazi ve Eyüp Sabri’nin bu harekatını durdurmak üzere İzmir Kolordusu’nun ilk taburları Selanik’e gönderilir. Fakat bu taburlar, II. Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce, Selanik rıhtımına çıkınca silah çatarlar. Dr. Nazım’ın etkisiyle cemiyete üye olan askerler, rıhtımda “hürriyet” işaretlerini göğüslerine takarak, ittihatçıların taraftarı olduklarını gösterirler. Böylece, İbrahim Paşa komutasında bulunan Üçüncü Ordu birliklerine karşı olduklarını, ortaya koyarlar. Bu sebeple Manastır’a gönderilen İzmir Redif Fırkaları ve Karaman Taburlarında bulunan askerler, Niyazi Bey’in emrinde bulunan askerlere karşı durmayarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri lehine hareket ederler. İzmir Redif Fırkası’ndaki askerlerin bu davranışı karşısında, hükümet endişeye kapılır.

Rumeli’de kontrolü tamamen kaybeden II. Abdülhamit, çaresiz kalır Niyazi ve Enver Paşa, Saray’a çektiği telgraflarda, Kanun-i Esasi’nin yürürlüğe konmasını isterler. Eğer konulmazsa kendilerinin meşrutiyeti ilan edeceğini bildirirler. 22 Temmuz 1908 Çarşamba gecesi, telgrafların telleri kesilir. İzmir’den giden Redif Fırkaları, Üçüncü Ordu’ya katılmaz. Temmuz’da baskılara daha fazla dayanamayan Sultan II. Abdülhamit, “Kanun-i Esasi’nin millete ilanı gerekmektedir” kararını alır. II. Abdülhamit, II. Meşrutiyet’i ilan eder.. Böylece II. Meşrutiyet dönemi başlar.

Kurtuluşu; “Kanun-i Esasi’nin İlanı”nda görenler bayram yapmaya başlarlar. Hocalar ile papazlar kucaklaşır. Şahsi kinleri olanlar bile birbirinin boyunlarına sarılır. Her taraf, tatlı bir sarhoşluğun içine düşer.

Manastır’da hürriyet bayrağının açıldığı haberini alan Dr. Nazım, Milas’tan İzmir’e döner. Dr. Nazım, İzmir’de iken Karagöz Şevket isimli bir arkadaşı, II. Abdülhamit’in Kanun-i Esasi’yi ilan ettiği haberini getirir. Kışladan alınarak getirilen haberin yazılı olduğu kâğıtta, Harbiye Nazırı Ali Rıza’’nın imzası bulunuyordu. Yazıda Harbiye Nazırı, “Meşrutiyet idaresinin yanındayız” diyordu.

 

Daha Darbe Esnasında;

II. Abdulhamid’in İstibdadına  Karşı Çıkarken,

II. Abdulhamid Dönemini Aratır Oldular.

Selanik’te bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Genel Merkez yetkilileri, Selanik’ten İzmir’e dönen Dr. Nazım ve arkadaşlarının görkemli bir şekilde karşılanması gerektiğini acele bir telgrafla İzmir’e bildirir. Dr. Nazım, 27 Temmuz 1908’de Selanik’ten İzmir’e döner. Karşılama merasiminde hükümet taraftarları ve belediye mensupları bulunur. Hürriyet sarhoşluğu içinde bulunan, Museviler, Ermeniler, Rumlar ve İttihatçılar, hep bir ağızdan “Yaşasın hürriyet, yaşasın müsavat, yaşasın adalet, bağırmak evvelce susanların, sükut evvelce bağıranların!” diyerek sloganlar atarlar. Şehrin denetimi ve sükûneti İttihatçıların eline geçmiştir.

İzmir’de olduğu gibi, bütün Osmanlı egemenliğindeki topraklarda II. Meşrutiyet’in ilanı coşku ile karşılanır. Osmanlının hançerini yiyen herkes, İttihatçıların gelişini saygı ile selamlar!

 İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinden Dr. Nazım, İzmir’de suçlu bulduklarını cezalandırmaya koyulur. İzmir Fırka Kumandanı Ferit Tevfik Bey’i görevinden alır. Polis komiseri Mehmet Refik’i sorguya çeker. Binbaşı Kamil Bey’in apoletlerini söker. Polis Müdürü Mazhar Bey’i tutuklatır. İzmir’de propaganda yapmaya gelen Prens Sabahattin’in adamlarını kışlaya hapsettirir. Milaslı Murat, Piyade Binbaşı Broşör Tevfik ve Demirci Avni’yi adem-i merkez görüşünü yaymaya çalıştıkları için tutuklatır. Hürriyeti savunan ve geçmişi istibdat olarak kabul eden Dr. Nazım, kendileri dışındakilerinin, cemiyet kurma faaliyetlerine izin vermez. İstibdada karşı çıkarken, istibdat devrini aratır davranışlarda bulunur. Bu görenlerde şaşkınlık ve şok etkisi yaratmaya başlar!

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İktidarı ve Sonu!

1876 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun getirdiği Meşrutiyet, parlamenter bir sistem değildi. Son sözü Padişah’a bırakan, anayasalı bir yönetim idi. 1909’da yapılan Kanun-i Esasi değişiklikleri ile Mebussan Meclisi ve Ayan Meclisi olmak üzere iki meclisli yönetim kabul edildi. Padişah’ın yetkileri azaltıldı. Bakanlar İttihat ve Terakkiden seçildi. Meclisin feshi çok ağır şartlara bağlandı. Bu durum şekli olarak, iktidar ve muhalefeti birbirine düşürdü.

İttihat ve Terakki, önce gizli cemiyetten açık bir siyasi partiye dönüşür. Sonra çok partili bir rejimden, tek partili rejime geçişte etkili olur. Milliyetçi ve laik bir sistemin kurulması için önemli kararlar alır. Kongrelerde tartışılan bu konular devletin politikasına dönüşür.

1908-1918 döneminde İttihat ve Terakki’nin dokuz kongresi yapılır. Genellikle Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasım aylarında toplanan bu kongrelerden; 1908, 1909, 1910 ve 1911 Kongreleri gizli olarak Selanik’te gerçekleşir. 1912, 1913, 1916, 1917 ve 1918 Kongreleri, İstanbul’da yapılır.

Kasım 1908 Kongresi, gizli toplanması nedeniyle bazı Rum gazeteleri, cemiyetin dağıldığını iddia eder. Ancak bu doğru değildir. Kongre, cemiyetin parti olduğunu ilan eder. Buna rağmen cemiyet-parti ilişkileri tartışması ve icraatı devam eder.

Kasım 1909 Kongresi’nde; askerlerin siyasetle uğraşmaları gibi sorunlar üzerinde durulur. Cemiyetin siyasetten çekileceği ve halkın kalkınması için kulüpler aracılığıyla çalışacağı açıklanır. Cemiyetin kanun dışı bir örgüt olmadığı belirtilir. Nasıl ulus olunabilir düşüncesi tartışılmaya başlanır. Kongrede laiklik savunulur. Avrupa’daki gibi dine ve dinlere mesafeli olunması tavsiye edilir!

Ekim-Kasım 1910 kongresindeki beyannamede belirtilen temel sorun, parti-cemiyet ikiliği üzerinde durulur. Cemiyetten devlete, devletten ulusa nasıl varılabilineceği, Cemiyette ekseriyeti Türk olmayan devşirme üyeler, Türk ulusu nasıl yaratılabilinir, sorularına cevap ararlar. Bir yıl sonra gerçekleşecek 1911 Kongresine sunulmak üzere; Dr. Bahattin Şakir, Dr. Nazım ve Dr. Ziya Gökalp üçlüsü, ulus inşa projesine dair plan hazırlamak üzere, Talat Paşa’dan görev alırlar.

 

Otokton Halkların Soykırımı Planı ve TC’nin Resmi İdeolojisi olacak düşünceler

1911 Kongresinde Selanikteki  İT-C’nin Gizli Toplantısında Şekillenir.

İktidardaki, İttihat ve Terakki’nin hararetli ve tartışmalı kongresi, 1911’de yapılanıdır. 1911 Kongresi, devletin çok çalkantılı olduğu bir dönemde yapılır. İçerde İbrahim Hakkı Paşa kabinesi, muhalefetine var gücüyle yüklenirken, dışarıda Trablusgarp Savaşı cereyan eder. Kongre, İtalyanların müdahalesi hakkındaki düşüncelerini, bir beyanname ile kamuoyuna açıklar. İçindeki bölünme sorununu tasfiye, baskı ve entrikalarla çözümler ve adem-i merkez sorunu karşısında, açık bir tavır alır. Kanun-i Esasi hakkındaki değişikliğe de bu kongrede karar verir. Merkez-i Umumi üyelerinin sayısının yediden on ikiye yükseltildiği bu toplantıya, Mebussan ve Ayan meclislerinden partiyi temsil eden delegeler gönderilmez. Bu da kongrenin partiye değil, cemiyete ait olduğunu ve bu kuruluşun önemini vurgulayan bir gösterge olur. Kongre toplantısı sona erdiğinde, muhaliflere karşı çok sert bir beyanname yayınlanır. Cemiyet-parti ilişkileri de kararlarda ele alınır. Cemiyetten ve partiden istifalar olur. Merkez-i Umumi ile Katib-i Umumi üyelerinin, Mebus ve Ayan olamayacaklarına karar verilir. Laiklik siyasetinden vazgeçilir. Türk ve Müslüman olmayan, Osmanlı bünyesindeki unsurların tasfiye edilmesi Selanik’teki gizli oturumunda kararlaştırıldığı üzere gizli tutulur. Ermenilerin, Süryanilerin, Pontus’luların çürütülmesi, Rumların sürülmesi, Kürt ve Alevilerin uzun sürece yayarak Türk unsuru içinde “Tedip, Tenkil” ve eritmek suretiyle Türkleştirilmesi, direnişlerin ise en sert şekilde bastırılmasına karar verilir. Bu proje, Talat paşa’nın 1910’da Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir ve Dr. Ziya Gökalp’ın bir yıl kadar bir sürede üzerinde çalıştıkları ve ortaya çıkardıkları sonuçtur. Bu projeyi Alman Mareşal Von Der Goltz ile birlikte geliştirdikleri iddia edilir. Bu siyaset yüzyılı aşkındır Türk egemenlik sisteminin esas siyaseti olarak icra edilir.

İttihat ve Terakki’nin kuruluşundan beri, ilk kez, Ağustos 1912 Kongresi İstanbul’da açık olarak yapılır. 1911’de alınan gizli kararların icrası düşünüldüğü için açık tartışmalar pek olmaz. Sorun tartışmadan ziyade projenin gerçekleştirilmesi aşamasındadır.

İttihat ve Terakki’nin iktidarı, bir tek parti biçimlendirdiği, Ekim 1913 Kongresinde de daha evvel alınan karar ve değişikliklerin yaşama geçirilmesine kitlenir. İttihat ve Terakki Partisine bir genel başkan ve yardımcısı görevlendirilir.

1914-1915 yıllarında parti kongresi yapılamaz. I. Dünya Savaşı, Almanların Cephesinde Çanakkale’de İngilizler ile savaşa katılır. Ancak esas icraatı, Türklerden diğer unsurların, Yakın Doğu’da “Arındırılması-Temizlenmesi” siyasetinin hayata geçirilmek üzere, kendini konumlandırır. Gayri Müslimlerin sürülmesi, çürütülmesi ve soykırım siyaseti ile Yakın Doğu’nun imhası icraatını hayata geçirme döneminin yoğunluğu içindedirler. Bu iki yıl içinde İttihat ve Terakki, muhalefet istemediği gibi, muhalefetsiz bir meclis ile iktidarını yönetir.

 1915 Soykırımlarını gerçekleştiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, esas siyasetini gizleme ihtiyacını duyar, Almanların yenilgisi ile İngiliz ve Fransızların “laiklik” siyasetine yöneldiklerinin mesajını vermek suretiyle, Gayri Müslimleri, Müslüman Türk milleti adına, katletmediklerinin mesajnı vererek, yaptıklarını gizlemek isterler. Bu nedenle, 28 Eylül 1916 kongresinde ideolojik değişikliğe giderler. Türk Milliyetçi ve laik sistemi benimsediğini ilan ederler. Kongre raporu, hükümetin siyasetini meşru göstermeye çalışan bir metin olur.

Ekim 1917 kongresi sonucunda hazırlanan raporda savaş döneminin ağır şartlarına rağmen yıllık programın aksamadan uygulandığı ve belirlenen amaçlara gidildiği belirtilir.

1908-1918 döneminde, sırsıyla II. Abdülhamit, Sultan Reşat(V. Mehmet), Vahdettin(VI. Mehmet) Padişah oldular. II. Meşrutiyet ilan edilir. Sultan Reşat tahta getirilir. II. Abdülhamit Selanik’e sürülür. Kanun-i Esasi değişiklikleri icraya başlar, fakat 31 Mart olayı ile kesintiye uğrar. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Meclis-i Mebussan’ı denetleyince, otoriter bir rejim kurulmuş olur. Bu süreçte İttihat ve Terakki, kaş ile göz arasında Adana/Kilikya Ermeni katliamlarını gerçekleştirir, Rumlara karşı yer yer sürülme girişimleri olur. Sultan Reşad’ın “azınlıklara bu kadar sert davranmayın, memleket için sorun olur” talimatlarının etkisi olmaz. Trablusgarp ve ardında I. Dünya Savaşı’nı ittihatçılarla ilan eder.

Padişah Mehmet Vahdettin, imparatorluğun ayakta durmayacak kadar zayıfladığı bir dönemde, padişah tahtına oturur. İttihat ve Terakki’yi tasfiye etmek üzere, İngilizlerle de işbirliği içinde Ermeni Soykırımı nedeniyle Divanı Harpte soruşturmaları başlattır. Mondros Mütarekesi’nden sonra 1918 yılında ittihatçı çoğunluğa sahip Meclis-i Mebussan’ı fesheder, otoritesini sağlamak ister. Meclis-i Ayan’ı ise destekler!

İttihat ve Terakki Partisi, çok geniş ve birbiriyle farklı grupları bir çatı altında tuttuğundan, homojen bir yapıya sahip değildir. Hizb-i Cedide adı altında sağ, Hizb-i Terakki adıyla sol gruba ayrılır. Ancak sağ grubun kitlesel desteği fazladır.

Meşrutiyet’in ilanından sonra, bir süre tüm basın organları desteklenir. Daha sonra bunlardan bir kısmı eleştirmeye başlanır. İkdam ve Sabah ile İslamcı cephenin görüşlerini dile getiren Sırat-ül Mustakim gibi gazeteler cemiyetin yanında yer alır. Selanik’te çıkan İttihat ve Terakki, Hürriyet, Rumeli ve İstanbul’da yayınlanan Tanin ile Şura-yı Ümmet gazeteleri cemiyetin yayın organıdır. Tasvir-i Efkar, Tercüman-ı Hakikat gazeteleri bağımsız olarak partiyi desteklerler. İstiklal, Hak, Hadisat ve Vakit gibi gazeteler ise partiye yakındır. Kalem, Karagöz, Haftalık Şura-yı Ümmet, Türk Yurdu, Yeni Mecmua, İslam Mecmuası, Sabah, Bomba, Süngü ve Silah gibi yayınlar da partiyi destekler.

 

İT-C; “Parti mi, Cemiyet mi?” tartışmasında Kendini Bir Yere Koyamadı.

Ancak 1910’dan Sonra İçselleştirdiği  Türk Milliyetçi İdeoloji,

 TC’nin Resmi İdeolojisi Olarak Başat Siyaset Olarak Devam Ediyor. 

İttihat ve Terakki’de, “Parti mi, cemiyet mi?” tartışmaları hep sürer. Ancak 1910’dan beri Türk milliyetçiliği partinin ideolojisinde başat siyaset olur. Sonrasındaki tüm Türk partileri ideolojik olarak farklı yerde olsalar da İttihat ve Terakki’nin bu hattının dışına esas itibarıyla çıkamazlar.

Bu gidişata karşı, Kürdistan Solu’nu bir tarafa bırakırsak Türkiye Solu cephesinde ilk kez İbrahim Kaypakkaya, ancak 60 yıl sonra, 1971’de eleştireler getirerek farklılık yaratır. İsmail Beşikci’nin daha önce 1960’lı yıllarda, ana tezi olan, İttihat ve Terakki, Resmi ideoloji eleştirisi üzerinde yoğunlaşır. Ne yazık ki, bu eleştiriler İttihat ve Terakki’nin Türk ırkçı, milliyetçi ve şoven siyasetinin devletin resmi ideolojisi haline getirdikten, yarım asırdan fazla bir zamandan sonra belirmesi, sosyal bilimciler, ilerici, devrimci ve aydın bilim insanları açısından ,“körlük-karanlık dönem” olarak anılırsa yerinde olur.

 Cemiyet, nizamnamesi gereğince siyaset dışında da çeşitli faaliyetlerde bulunur. Bu alanda Türk Gücü Spor Dernekleri, Türk Ocağı Milliyetçi Kültür Dernekleri, Parasız Sağlık ve Eğitim Hizmetleri veren kulüpler cemiyet adına çalıştırılır. Ayrıca Müdafaa-i Milliye, Donanma, Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme) ve Hilal-i Ahmer (Kızılay) gibi “hayır ve yardım kurumları”nı işlevli kılar!

 Milli İktisat siyasetini gütmeye çalışır. “Milli Banka” olarak İtibar-ı Milli Bankası’nı kurarlar.

Yaklaşık on yıl ülkenin yönetimini elinde tutan İttihat ve Terakki taraftarları arasında; asker kökenliler, siviller, meclis içi ve dışında olanlar vardır. Meclis içinde İttihat ve Terakki’nin ileri gelen ve yıllar boyunca Merkez-i Umumi üyeliğini yapan Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Babanzade İsmail Hakkı, Seyit, Hacı Adil, İsmail Hakkı, Hüseyin Cahit, Hafız İbrahim ve Ahmet Rıza var idi. Partinin başkanları Emrullah Efendi, Halil Menteşe, Seyit Bey, Sait Halim Paşa ve Talat Paşa başlıcaları idi.

 

İT-C Daimi Yöneticilerini Alman Yüzbaşı Boltzer Tarafından Kaçırıldi!

Çoğu Ermeni Şahan Natalie(Nemesis)’nin İsmi İle Birleşen NEMESİS Tarafından Öldürüldü.

Mustafa Kemal Atatürk’e Sığınan Dr. Nazım, Atatürk’ün Kendisinden Çekinmesi, Asılmasının Esas Nedeni Olur.

 

Kongrelerce seçilen Merkez-i Umumi üyeleri, Dr. Nazım, Ziya Gökalp, Mithat Şükrü Bleda, Ömer Naci, Ahmet Şükrü, Enver, Talat, Seyit, Hacı Adil, Cavit, Bahattin Şakir, Kara Kemal, Hayri Efendi, Dr. Rüsuhi, Eyüp Sabri Akgöl, Hüseyin Cahit Yalçın, Nuri Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım, Halil Paşa, Küçük Talat, Ali Başhamba idiler.

İttihat ve Terakki, 8 Ocak 1918’de ilan edilen Wilson Prensipleri çerçevesinde, anlaşma yapılması talebiyle Talat Paşa kabinesi, 8 Ekim 1918’de istifa etti. Talat Paşa kabinesinden sonra 14 Ekim 1918’de İzzet Paşa kabinesi kuruldu. Talat Paşa arkasında güvendiği bir hükümet bırakmak

Bu makale toplam: 7398 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:21:19:00

Son Makaleler

Savaşı ve Değişkenliği İzlemek Failin Suçunu, Mağdura Yığmak! Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar! İnsanlığın Acısını Beynin Açısı Çözer Rêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildir Barış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler.. Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek! Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali