Ahmet Önal: MUSTAFA KEMAL ve NUTUK - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Ahmet Önal Son Makaleler

MUSTAFA KEMAL ve NUTUK

Resmi diktatörlüğün ilk elden ideolojik belgesi, Nutuk'u yeniden okuyorum.Gözlerimin içine bakan şaşı satırlardan altını cizdiğim bazı noktaları, kısa yorumlarla nerinaazadi.org okurlarıyla paylaşmak istedim.
MUSTAFA KEMAL ve NUTUK
Makaleyi Paylaş

Nutukta, M. Kemal, Kürt Teali Cemiyetine "Zararlı Cemiyet" demiş. Neden?

Efendim "Kürt hükümetini savunmuş!..." 

Demek ki Kürtlere yapılan Amasya, İznik Kasri ve diğer pek çok yerde dillendirdigi, "Kürtler gelecekte, geleceklerini özgürce tayin edebilir!" sözünün içtensizliğini buradaki "zararlı"da açığa vurmuştur.

Nutukta, M. Kemal bir denetleyici müfettiş olarak, "Tesadüfen Samsun'a"... "Karışıklıkları gidermek için Ingilizlerin onayı ile  Padişah göndermiş. Osmanlı Ülkesinin birliğini sağlamak üzere", oysa ki icraata Pontus ülkesindeki Rumlara ders vermek varmış. Tabii geometri dersi değil!!!

Nutukta, M.Kemal "Doğu'da girişimlerde bulunmazsaydık, Ermeniler İslâm vatandaşlarımızı zalimce sürer,  Ermeni hukümetini kurardı!" diyor. 

Bunu demekle, Enver, Talat ve Cemal gibi Ittihatçi "ülküdaş"  arkadaşlarının yaptıklarını da üstlendiğini zimnen belirtmiş oluyor.

Ancak esas sorun, Kürtlerin kendi gelecekleri için, statü talebini dinî saikleri derinleştirerek, ötelemek olduğu, bugün daha iyi anlaşılıyor.

Enver Paşa'nın Doğu Halkları Kurultayinda Trablusgarp delegesi olması ile M. Kemal'ın Erzurum kongresine Delege olması arasında, esastan değil, usulden bir farklılık vardır.

Bununla da sınırlı değil, Mustafa Kemal'ın, Kazım Karabekir yerine Delege olunup,  Heyeti Esasiye Başkanı olması, Şarkta yapılıp, hiç bir Kürt'e bu heyette yer verilmemesi, durumun geleceğinin de nasıl olacağını ortaya koyar niteliktedir.

Nutuk'ta, kimlik zikr olunmaksızın, Kürtlere Heyetti Temsiliye'de yer verilmemesi şöyle izah edilir:

 "Erzincanli bir Nakşi şeyhi ve Mutkili bir aşiret reisi gibi zevatlardan da oluşabilecek herhangi bir kurula, sözkonusu bir görev bırakılabilir miydi?....."

Böylesine büyük, "Sakıncali ve güvenilir olmazdı" tespiti izah olunduktan sonra "Kürt ve Türk  bir oldu" denilmesi, Kürtleri baston gibi kullanıp, atmayı ifade ediyor olduğunun işareti oluyor. 

Ancak, Kürtlerden Diyap Ağa, Hasan Hayrı vb. şahıslar gösterilerek, böyle baston olmalarından,  "Kürtler memnun" gösteriliyor.

Mustafa Kemal, 16 Ağustos 1919'da, Erzurum Kongresinde, Kazım Karabekir pürüzünü çözüp, onu ekarde ettikten sonra, Ingilizler ile de işi sağlama almanın güvencesiyle, Ferit Paşa'ya bir telgraf çeker ve adeta;.... 'Ingilizler artık sizinle değil, benimle sonuca gitmeye inanmışlardır!' diye bildirir. 

Bunu belirten Mustafa Kemal, hiç Îngilizlerle ilişkisi olmayan Kürtleri de; "İngiliz uşağı, İngiliz kışkırtmasi" ile suçlayarak, kendilerini "milli", Kürtleri ve diğer Türk olmayan halkları ize, Ingilizlerin "Uşağı", "hain", "ayrılıkçı" vb. ile itham etmiş, suçlamıştır. Bu yanlış ve maniple algı daha da devam etmekte ve ihtiyaç duyulduğunda da kullanılmaktadır.

M. Kemal, Erzurum Kongresinde, Vilayeti Şarkiye Mudafayi Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliye'yi Sivas Kongresine de delege olarak taşır. Bunlar:

1- Mustafa Kemal

2- Rauf. Orbay

3- Raif Efendi

4- Fevzi Efendi

5- Bekir Sami

Ancak, bunlar şarklı değil, şarklı sayılan kişiler idi..

"Milli Temsiliyet" bunun üzerinde icra olunuyordu. "Erzurum kongresi, cumhuriyetin temel attığı ilk kongre" denilir ya. Işte böyle inşa edilen temsiliyet ve "milli irade" ile atanıyordu. Bu atama işi "Türk demokrasi tarihinde bir model"  gelenek  olarak kazındı. Halen de devam ediyor. Her şeyin "lider" kişinin keyfiyetinde olan ve ismi "milli irade" olarak dillendirilen bu keyfiyet ile esasta Ittihat ve Terakki'nin inşaaci gelenegindeki programı sürdüren, tepeden inmeci, jokoben ve farklı kimliklere kapalı, biat edenler dışındaki sesleri  silen, kullanıp uzaklaştıran, bastıran geleneği devam ediyor..

Erzurum(23.07.1919), Sivas(04.11.1919) Kongreleri, Ittihat ve Terakki'nin dayandığı Alman Emperyalizminin yenilgisi ardında, İngiliz, Amerika, Fransa ile diğer yandan yeni sahaya çıkan Sovyetlerin desteği ile efendi değiştirerek, Ittihat ve Terakki'nin aktüel veriler uzerinden yeniden daha reel örgütlenerek, iktidara taşınması mücadelesidir.

Bunu Samsun'da ve ardında Amasya'da gerçekleşen çalışmalar, İstanbul Padişah yönetimi ile   Ittihat Teraki ittifaki üzerinde gerçekleşti. Ancak, Erzurum Kongresi süreci, Ittihat ve Terakki'cilerin koparak, ayrı bir yönetim oluşturma sürecidir. Bunda Sovyetler ile Ingilterenin, aralarında oluşmasını istediği TAMPON devletlerin oluşmasını farketmiş ve bu hususta ilişkilerin sağlanmış olmasındandır. 

Sadece "Anadolu"da değil, İran, Afganistan, Çin'de de aynı "Tampon Devletler" oluşturma durumu ve siyaseti aktifleştirme, aktüel kılmak söz konusudur.

Bu kongrelerin en mühim yanı, dışarı ile değil, içeride M. Kemal'ı lider koltuğuna, Ittihat çizgisinde  oturtmak olmuştur! Zira, Osmanlı Padişahlığı sistemi 1908 Selanik Darbesi sonrasında esaslı bir darbe almış ve bir daha toparlanmayacak haldedir. Buna mukabil Ittihat ve Terakki, Alman Emperyalizmiinin I. Dünya Savaşın'da aldığı darbe ile bu ittifak darbelenmiş ise de, 1917 Ekim Devrimi sonrasında İngiltere ve mütefikleri, Osmanlı topraklarını sömürgeleştirme yerine, kendine bağımlı bir yönetim ile sürdürmayi tercih ederek, bu tetcihte efendi arayan Ittihat ve Terakki ile buluşmakta gecikmemişlerdir.

MUSTAFA KEMAL DÖNEMI ITTIHAT ve TERAKKI SIYASETI

Nutuk'u okudukça, "Kemalizm" kavramını yeniden düşündüm ve bu deyimin  doğru olmadığı sonucuna yeniden vardım.  Çünkü, ...izm... olabilmesi için, önemli bir düşünsel akım, çığır açması ve aşması  gerekiyor. M. Kemal'de böyle bir felsefi durumun olduğunu tespit edemedim.

M. Kemal de  ittihat ve Terakki  üyesi olarak, 1918'de Osmanli Devletinde Soya dayalı Padişahlik geleneğinin  1908'de aldığı darbe, 

Osmanlı devletinin 1. Dünya Savaşının yenilgili tarafına düşmesi,  Ayan Meclisinin dağılması ile  Soya dayalı Padişahlik  sisteminin toparlanamayacağını, dağılacağını görerek, Devşirmelerden müteşekkil  örgütünün(ÎT-C) yeniden toparlanma şansını gördü. Pragmatist bir siyasetle girişimlerde bulundu. Ittihatci Osmanlı geçmiş siyasetini yeniledi. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde IT-C içinde, özellikle asker kanaat içinde lider konumunu, alt kadrolara bir oldu bitti siyaseti ile onaylattı.  ITC'nin bıraktığı yerde, Hıristiyan halkların tasfiyesini İslâm propagandası üzeriden devam etti ve Kürt tasfiyesine yoğunlaştı.

Bu arada;

 Padişah adına Bahriye Naziri  Salih  Paşa'nın, Amasya'ya gelerek  M. Kemal'le yaptığı "Amasya Mülakatı" ile İstanbul  hükümetini adeta M. Kemal'e teslim etti. 

Diğer alternatiflerin güçsüzlük içinde olduğu bir süreçte, yeni bir tampon devletin kurulması, Sovyet ve Ingilterenin acil ihtiyacı idi. Mustafa Kemal, adeta küçük hamleler ve yoğun dış desteğin gücü ile kendini devletin başında buldu. 

Bu buluştan sonra, IT-C'nin hatına reel bir noktada kalarak hayatiyet kazandırdı.

Kendisinden yetkin ve iktidar hırsı olan IT-C'liler ile dünyada yıpranmış ama iktidar egosu olanları dışta tuttu. Bunları ekarte etmede ustaca oyunlar kurdu.

Istanbul'dan uzak oluşturduğu meclisini, Ankara'ya taşıdı. 

Gerek Birinci Dünya savaşının yarattığı zorluklar, gerek Wilson prensiplerinin getirdiği şartlar ile IT-C politikası arasındaki çelişkileri yumuşakça geçiştirerek, İngiliz ve Sovyetler başta olmak üzere, diğer emperyal devletler ile ekonomik ve sınırlar sorununda tavizkar davrandı. Olası Kürt ve diğer milletlerin sorunlarını, kabul eder göründü, sonra öteledi ve daha sonra da Ittihat ve Terakki Cemiyetinin 1911 aldığı kararlar istikametinde, inkar ile imha siyasetini sürdürerek uygulamayı sürdürdü..

"YUNAN ÎŞGALI"

M. Kemal, Nutuk'ta, "1919'da İzmir, Aydın, Denizli'nin Yunan'lılarca işgal edildiğini" işler. 

Ancak, Ege'deki kalıntılar, kazın ayağının böyle olmadığını  söylüyor!

Ege'de nereye dokunsan, nereye gitsen Antik, Orta, Yakın ve Yeni Çağa ait olan yer isimleri, kalıntılar, kayıtlar ve daha ayakta duran evler, okullar, imalathaneler, kaleler, setler, sarnıçlar, yollar, zeytinlikleriyle Yunan, Rum üretim ve kültürü adeta tapu gibi kendini gösteriyor, 'ben buyum" diyor.

Bunun için mesela; Pergamos (Bergama) kalesi, Foça evleri, Bademli Setleri, 200 yaşında Aydın zeytinlikleri, Fetiye Kayaköydeki kocaman ve ayaktaki okullar, Her yerleşimdeki  yapılar asırlardır ayakta kalan kiliseler, evler, imalathane yerleri, Datça'daki koylar, köyler durumu ortaya koyuyor. 

Mesela Dikili Belediyesi'nın kapısından içeri girildiğinde, 1850'den 2019'â kadar düzenlenmiş panoda Belediye Başkanlarının isim soy isim ve hangi yıllarda görev yaptıkları düzenlidir.

1850-1922 yılına kadar seçilen Başkanlar isim ve soyismi ile  Yunan Rum olduğu aşikardır. 1922 tarihinden sonra ise Isimler çok net Müslüman ve Türk'tür. Bu işgalin kim tarafından yapıldığını ortaya koymaktadır. 

Halen de "Gavur İzmir" teriminin kullanılıyor olmasının karşılığı vardır. 

22 Temmuz 1922 İzmir yangını ile startı verilen Rum Pontus, Kürt Kocgiri terteleleri ardında, yine aynı ekibin başındaki Anadolu Mudafayi Hukuk Cemiyeti mesulleri ve aynı zamanda Merkez Ordusu Muhafız Komutanlarından iki "meşhur" olan   Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nın icraatleri ile 30 Ağustos 1922'ye gelindiğinde, Ege'de yerleşik Rumlar öldürülmüş, kaçırılmış, sürülmüştür.

Bu da "Yunan işgaline karşı zafer" olarak işlenmiştir.

Bilindiği gibi o dönemde "Türkiye" diye bir ülke ismi yoktur. Anatolia'ya karşı, Anadolu, Cemaiyi Osmaniye vb. isimleri üzerinde kararsızlıklar yaşanmaktadır.

Bu bilgiler detaylıca sorgulanmadan, peşin kabul ile "işgal" kavramını Nutuk üzerinden okuyup, "doğru" demek mümkün değildir. 

Öğrendikçe Tarih, Nutuk ile tezat haldedir.

HEYETÎ TEMSÎLÎYE SEÇIMI!(27.07.1919)

Bugünkü Türkiye'yi kurmanın yolculuğunu sürdüren M. Kemal, Erzurum Kongresi bitmiş, Sivas kongresi için yola çıkılır. Yolda M. Kemal'e sorulur.

 "Heyeti Temsiliye'ye  Doğu'dan  kimse seçilmedi. Neden?" diye.. M. Kemal  Şöyle cevaplar:

"Erzincanli bir Nakşi Şeyhi ve Mutkili bir aşiret reisi gibi zavalılardan oluşabilecek herhangi bir kurula, söz konusu bir görev bırakılabilir miydi? Ve bırakıldığı taktirde, 'ülke ve milleti kurtaracağız' dediğimiz zaman, kendimizi ve milleti kandırmış olmak gibi bir yanlışa düşmüş olmayacak mıydık? Bu nitelikte bir heyete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa da, bu yol güvenilir sayılabilir miydi?" diye sorularla soruyu boğarak,  cevap vermek istemez, ancak bu cevap içinde çok derinlikli bir cevabı taşımış olur!

Burada açıkça, "biz ancak bana itat eden  Ittihatcilar ile  yol alabiliriz. " demek ister. Hele kendisi açısından, Kürtlerden böyle bir heyete tek kişinin seçilmesi bile, icraata uyumsuzluk ve güvensizlik olur..

Burada Isim "Heyeti Temsiliye" olsa da, özenle seçtiği, kendi fermanlarına  biat eden bir komitedir... Bırakalım Kürtleri, Kongre zeminini hazırlayan, organize eden Kazım Karabekir bile, 'lider özellikleri var, ileride problem olur' diye, kendisini onun yerine delege ederek,  köşeye atmış ve siyasetten diskalifiye etmiştir. Kazım Karabekir ise bu girişimi, "ittihatci yoldaşlık" inancıyla, ilk etapta derinlikli düşünemeden hakkını teslim etmiştir, ancak hatıratında da belirttiği üzere "çok pişman" olur. Erzurum kongresine,  Ittihatcilar ile birlikte Ermeni Katliamına katılan, Rus savaşına karşı Müslümanlık duygusuyla savaşa katıp kirletilen bazı Kürtleri de Erzurum  Kongresi'ne  götürür, ancak onlara da Kongre seçiminde yer vermez..

Zira güvendikleri alt kademe ittihatcilardan devşirme alaktonlardır. Onlara dayanarak yol almayı seçer..

Sonrasındaki yolculuğunda da bu yöntemi yaşam felsefesi olarak, Ittihat ve Terakki çizgisine sadık şekilde sürdürür.. Temel prensibi, Ittihat ve Terakkinin 1911 Selanik Kongresi istikametinde olur.

NUTUK ve MILLET KURULUŞU

"Büyük Millet Meclisi" açılırken;

1- Neden önünde "Türkiye" kavramı  yoktur?

2- "Büyük" sıfatı dünyada başka meclislerde var mıdır, Yoksa ya da varsa neden?

3- Laiklik prensibiyle yola çıkıldığını idia ederken, törene şöyle başlanması neyi ifade eder?;

" Meclisin, bilinerek Cuma günü ve bütün milletvekillerinin katılımı ile Hacıbayramı Veli Cammiinde, Cuma namazını  mutakiben, kurandan ve namazdan feyz alınarak, sonrasında da sakalı şerif ve sancaki şerifi taşınarak toplantı salonuna gidilecektir. Oraya gitmeden önce bir dua okunacak, kurbanlar kesilecektir. 

Camii şeriften başlayarak, toplantı salonuna kadar, kolordu komutanlığınca, askeri birlik hazır bulundurulacaktır..

Her cuma günü namazdan sonra, Buharı ve Kuran ile birlikte salâ okunacaktır. Hutbe okunurken, Padişahımızın adı anılırken, onun ve ülkenin kurtulması için dualar edilecek, hilafet, saltanat ve vatanın kurtulması için hatim duası edilecektir. Büyük Millet Meclisi'nin üstleneceği vatan görevi hakkında vaazlar verilecektir. Meclisin açılışından sonra, her tarafta Cuma namazından önce, Mevlit okunacaktır."(Nutuk, M. Kemal, 1927),  Burada;

1- Devlet ve din içiçe, 

2- Ordu ve Cami elele,

3- Padişah ve Paşa başbaşa..

"Bu bildirimler tüm askeri biçimlerde, en ucra köşeye, her köye ulaşılacak.."

Bu temelde, Türk islam sentezi ideolojisi üzerinden  devletçilik, milliyetçilik,   dikilmeye başlanmıştır.

Laiklik, demokrasi, halkçılık, inkilapçilikten, sonradan bahs edilse de esasında, ittihat ve Terakki iktidarının ruhu ile temele gömülmüştür!

Istikamet; Talat Paşa'nın başını çektiği ve 1911'de karara bağlanan,  Ittihatçı üç doktor olan, Melez Dr. Ziya Gökalp, Çerkez Dr. Bahattin Şakır, Selanikli Dr. Nazım'ın çizdiği hat üzerinden iz sürülmüştür...

"SELÇUKLU ve OSMANLI ISGALCI IDI" (Nutuk, M. Kemal) 

Mustafa Kemal, "Selcuklu imp. Işgalci olduğu için yıkıldı. Onun enkazı üzerine inşaa olan Osmanlı Imp. da işgalciliğini geliştirip, Almanya'yi bile elde eden politikalar izledi, Hilafet siyaseti ile bütün islam alemine hüküm etmeye çalıştı.  Bu emperyalist siyaset, Batının sürekli karşı saldırısını, islam aleminin ise hoşnutsuzluğu ve isyanını yarattı" diyerek, hem islam alemine, hem de Avrupa'ya, "işgalci siyaseti terk ettik!" mesajını vermeye çalıştı. 

Ancak, 1923'e kadar, Türkiye isimi bir ülke ve Türklerin yerleşik bir tarihi alanları yoktu.

Ancak, bugünün Türk yöneticileri, Mustafa Kemal'in Nutuk'ta söylediklerini adeta beğenmeyip,  tashih ederek, "Türk tarihi geleneğinde isgalcilik yoktur" diye bayanlar veriyorlar. 

Aynı şekilde, Mustafa Kemal Nutuk'ta; "Selcuklu ve Osmanlı siyaseti ve yapısıyla hiç bir uyumluluğumuz yoktur!" diyip, geçmiş Osmanlı ve Selçuklu tarihinden kendilerini kopararak, yeniden inşaa ettiklerini iddia ederken, şimdikiler, tarihi geçmiş ve ecdad Imparatorluklari olduğunu söyleyerek, övünç vesilesi yapmaktadırlar.

Zira, M. Kemal, Selçuklu ve Osmanlı imp. tarihinden sıyırarak, yeni hegemonya ve inşaa girişimi için Ittihat ve Terakki'den geldiği mirası  siyaseti gizleyerek, sürdürmeye çalıştı!

"IT-C ve DEVAMINDAKILERDE;

 DEVLET, MILLET, VATAN ÜZERINE OTURTULAN TÜRK MILLIYETÇI IDEOLOJISI

"Çeşitli milletleri, ortak bir ad altında toplamak ve bu çeşitli kitleleri, aynı haklar ve koşullar altında bulundurarak, güçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasal görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hatta hiç bir sınır tanımayarak, dünyada mevcut Türkleri bir devlet halinde birleştirmek de ulaşılmayacak bir hedeftir.

Pan-Türkizm ve Pan-islamizmin gerçekleşme şansı yoktur. Irk farkı gözetmeksizin, emperyalist devlet kurma hırslarının sonuçları da tarihte yazılıdır.... insanlara her türlü özel duygu ve bağlarını unuturup, onları kardeşlik ve tam bir eşitlik çerçevesinde birleştirerek, insanca bir devlet kurmak teorisi de kendine özel koşullara sahiptir. 

Bizim açıklıkla ve uygulanabilir gördüğümüz siyasal ideoloji, milli siyasettir" (Nutuk, M.Kemal)

Bu söylenenlerin arka planındaki aklı algılayarak, Türk tarihinin yönelimini çözelim!;

1- Insanı değerleri esas alan bir devleti koruyacak milli bir devleti oluşturmanın koşulları yoktur.

2- Emperyalist bir devlet olmanın şansı da yoktur.

3- Pan- Türkçü ve Pan-Islamist hayaller ile avunmak,  tamamen şansı olmayan bir hedeftir. Buna gücümüz yetersizdir. Burada yol almak  mümkün değildir.

4- Çeşitli milletleri bir devlet çatısı altında yan yana toplayarak, aynı hakları tanıyarak, geniş, parlak  ve ortak yaşamı esas alan bir sistemin sürdürülmesi parlak bir düşüncedir, ancak bu da mümkün değildir.

5- Burada uygulanabilir tek yol, milliyetçi ideolojiyi esas alan devlet ideolojisidir.

Mustafa Kemal'in belirlediği "olmazsa olmaz" dediği, bu milliyetçi devlet ideolojisi nedir?

El cevap; 

Uygulamalarıyla yaşatılan, Ittihat ve Teraki'nin 1911'de tespit ettiği çizginin, maceracı taraflarının pratikte denenip başarılmayan yanlarından ders çıkarıp, bir tarafa bıraktıktan sonra, Misaki Milli(Yakın Doğu)'yi kapsayan alanda, Türk ve İslâm unsurunun iktidarını sağlamak hedeflenmiştir.

Burada hak -hukuk değil, güç ve mevcut yapabilirlik ekseninde hareket ederek, dünya ile çatışmaksızın, Misaki Milli'deki yerel, Türk ve Müslümanlaştırılmayan  unsurları arındirarak, Türk-Islam sentezi üzerinden bir ideoloji ile Türk milletini yaratmaktır. 

Bunun için, İngiliz ve Sovyet desteğini alarak, onların "tampon devlet" arzuları ile buluşarak, bir devlet, bir millet ve bir vatan yaratmaktır. Bu yaratı ile birlikte, başlarına milli diye kast edilen "Türk" kavramını yerleştirmektir.

Işte; "Türk Devleti, Türk Milleti ve Türk vatanı bu stratejik milli siyaset sonucu ancak oluşturulmuş oldu" denmek istenmiştir.

......

devam edecek...

Bu makale toplam: 9322 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:56:01

Son Makaleler

Ayasofya’ya Kayyumu (1453) Ayasofya Kilisesi-camii, Müslüman ibadeti ve Cennet yalanı Öteki Olarak, Aidiyat,Hukuk ve Eşitliğe Tutunmak! Eğitimde; Hak-Haksızlık, Etik ve Suç Hak Yolunda Hakikat 'Alevilik' Mi, Rêya Heqiyê Mi?! 'Alevi' Şaşkınlığı Alfabe ve Îmla İttihat ve Terakki ile Devamında Çerkeslerden Bazı Şahsiyetler İran İslam Despotizmi ve Mustafa Selimı'nin İdamı Mihtra Înancı ve Hîyerarşi Kadın ve Savaş Eleştiride; Pasif, Aşırı ve Zorlama Yorum Olmaz! 'Kızılbaşlık': Osmanlı İle Safevi Çekişmesinde Çıkan Bir Kavram Kürt Siyasetinde Aşılmayan Gelenek; “Kürt Aşiretlerinde ‘Alan Koruma” Kürtlerin Guernica’ları çok, Picasso’ları var mı? Daraldıkça Dersim’den Kopmak ve Kötülük Yapmak! Kürd Aşiretlerinde Alan Koruma Musa ve Kitabı Tevrat Yenilik ve Yenilenme! Alan Tutma Yetmez Davut Kurun ve Anıları... Geçmişten Geleceğe Tecrübe Sunuyor Savaşı ve Değişkenliği İzlemek Failin Suçunu, Mağdura Yığmak! Islam Şiddeti ya da 'Darül Harp'te, Mali Kaynaklar! İnsanlığın Acısını Beynin Açısı Çözer Rêya Heqîyê inancı Mîhtra inancıdır; Müslümanlık, Kızılbaşlık, Alevilik değildir Barış Günü Kutlamaları Şöyle Geçerken, Kürt Siyaset Tarihinde Tabu ve Maraziler.. Türk Milliyetçiliğini, Kürt Milliyetçiliği ile Mukayese Etmek! Savaş Yeni Gelişmelere Gebe, Doğumu Merak Ediyorum Yanlız Kemal Kılıçdaroğlu İçin Değil Tüm Linç Girişimleri Kınanmalı! Değişim ve Özgürlük Savunma: Düşünceler sorgulanmalı, ancak emniyet ve mahkemelerde değil! Rêya Heqîyê, Alevilik ve İslam! Değişim, Zaman, Din ve Astroloji Marksizim’de Ulusal Sorun Yoktur? Dêrsim’de Koçgiri 1919-1922 ve Sonrası!.. 1968-1978’de Birleşen-Ayrışan Sancılar, Türki(y)e Solu ve Kürt Milli Hareketi!.. Devşirmeler ve Devletsizler... Kendine Düşmek Yerine, Özgürlüğü ve Bağımsızlığı Düşünmek! İttihat ve Terakki Cemiyeti (İT-C) Haşdi Şabi ve Irak’ın 'Kerkük seferi' ne idi ne değildi? Kerkük’ün tarihine bir değinme Bağımsızlık Meşru Haktır, Olmadan Olmaz! Güney Kürdistan'da Bağımsızlık Referandumu ve Tercih! Egemenin Savaş-Barış ve Silahlanma-Silahsızlandırma Siyaseti 'Stratejik Derinlik', Mursi ile battı, Suriye ile çöktü Raqqa - Musul Operasyonu ve Sonrası III. Dünya Savaşı Uzun Sürecek 'Bağımsızlık Hedefi İle Kürdler Özgürleşecek!' 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ve Dersim Tertelesi! Kürt Sorununun Ağırlığı ve Aciliyeti! Kontrollü Darbe III. Dünya Savaşı, Rakka ve Musul'a Dayandı, Abd - Rusya Anlaşarak Çözüme Gidiyor! Kürtler Ne Yapar? Kürt Bayrağı 16 Nisan Referandumu Irkçılık Çekişmesinde İnsani Kişilik, Aidiyet-Kimlik Bilinci ile Şekillenir Ulusal Birlik ve Kongre hakkında düşüncelerim İttihat Ve Terakkinin Devamı, Kuvva-i Milli Teşkilatı Sevdalısı; Nazım Hikmet Ran Memur Toplum Değil, Kendisi İçin Üreten Toplum Kazanır Yalanın Egemenliği, Doğrunun ‘Marjinal’liği! Türkçe Dışındaki Dillere Karşı, 140 Yıldır Uzun Sürece Yayılan Bir Savaş Sürdürülüyor! Ali Rıza Koşar: 38 yıldır içimde bir acı olarak kaldı Tekoşîna Dıjwar! 3. Dünya savaşında ABD–Rusya, Türk-İran konumlanması özgür Kürdistan'a kapı aralıyor Tehlikeli İnsan, Tehlikeli Aydın, Tehlikeli Yazı, Tehlikeli Düşün ve Tehlikeliler Deyip Yaktılar! Kobanê Kürdistan'da Özeldir! T.C Cumhurbaşkanı RTE Uçtu! Kadın, Kürt, Kürdistan ile Bastırılmış Kimlikler Diktatörleşen AKP ve Çözemiyeceği Kürt Sorunu Diaspora, Kanton ve Bağımsızlık ''Silahları Bırakın'' Diyorlar Şengal, Celawle, Kobani’ye DAİŞ/IŞİD Saldırıları ve Kürdistan’da Serhildan! Kürdleri Kürdistan’la Büyütmek yerine, Türkiye’yi Kürdlerle Büyütmek!!! Yahudilik; Hiristiyanlık Çözülmüştü, Sıra Siyasal İslamda! Kürt Romanı ile yüksek Kürt bilincine Kavramları Çarpıtarak, Kürdü Çarpmak! Kürdistan, Türkiye Ve İşid konuşlanması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile HEP'e, tutsaklaşarak Türkiyelileşen HDP'ye İnkar, iskan, imha kurtuluşmu? Toprak İle Samimiyet(sizliğ)imiz! Kürt soykırımına karşı Kürdistan'ın bağımsızlık hayali