Aziz Yağan: Bir Dersim Hikayesi - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Aziz Yağan Son Makaleler

Bir Dersim Hikayesi

Size bir Dérsim hikâyesi okuyayım mı? Mungan iki yıl önce kapı kapı dolanıp 23 yazardan rica ettiği hikâyeleri bir kitapta toplamıştı: Bir Dersim Hikâyesi. Okumadınız mı? Olsun, size o Dérsim hikâyelerinden birini okuyayım mı?

“Ya Xızır, Xızıro ka.
Bir Dersim Hikayesi
Makaleyi Paylaş
Size bir Dérsim hikâyesi okuyayım mı? Mungan iki yıl önce kapı kapı dolanıp 23 yazardan rica ettiği hikâyeleri bir kitapta toplamıştı: Bir Dersim Hikâyesi. Okumadınız mı? Olsun, size o Dérsim hikâyelerinden birini okuyayım mı?

“Ya Xızır, Xızıro kal! Ti ya ke suyarî yé, Ostoré Qirî ya, ti ya ke Xızıré sata tenga ya, Her ca de, her tım hazır û nazır a, Birese îmdadé ma!”

Yoligé kokusu burnunda tüten Sevim’e okuyordum kitabın ilk hikâyesini. Henüz üçüncü sayfada “Dedi, ben ertesi güne ölürüm, şu peyniri ye sen. Sonra kardeşinin ağzına damla damla tükür.”den sonrasını okuyamadı içim, sesimin dağılan tanecikleri çarptı çarptı çarptı birbirine. Kıvrıldım ülkemin yamacına paramparça geçmişimiz ve dipdiri yüreğimle.

O an anladım bu öyküler sesli okunamaz!

“Suya yakınım ama bir damla su geçmiyor boğazımdan,”

Halbuki, ben Antepli Alevi Kürdüm. Daha on yedimdeydim. Bedriye Yanık teyze Maraş’ta yaşadıklarını anlatmaya başlar başlamaz gözünden yaşlar gelmeye başladı, hıçkırıkları çağıldadı ara ara. Dünya durmuştu o an, bir odanın içinde bir kişisel tarih boğulup gitmekten kurtuluyor ve bana da teslim ediliyordu. Hiç bölmedim, bir sinema perdesindeki vahşet sahnelerine dönmüş yüzüyle daldığı o girdabı hiç dağıtmadım, tastamam bileyim istedim bizimkilere yapılanları, yapanları, yaptıranları. Canım Bedriye teyze, iyi ki anlattın, yoksa evdekilerin anlatacağı yoktu ve ben eve gidip kavga etmiştim gizledikleri için bunları.

“Duzgun Bava..."

Kitap Sevim’e armağan içindi. O an anladım böyle kitapların armağan edilmesi de kıyımdır. İnsan insana böyle armağanlar verir mi? İnsan insana böyle vicdansızlıklar, insafsızlıklar yapar mı? İnsan insandan içindeki katliam seslerini, bedenlerin çürümüş kokusunu başka dillerden de öğrensin ister mi? Planlı programlı uygulanmış vahşeti her cümlesinde deşifre etmiş böyle bir kitabı insan insana devreder mi?

Rejim karşıtlarına karşı zulümleri çok duyduk, okuduk. Ancak olanlar belli bir coğrafyada, bir milletin bilinçle azaltılması ve ardından başka yerlere sürülüp seyreltilmesi olunca kavramak yetmiyor. Üstelik ne ilk, ne de sonuncu oldu ve şimdiden sonranın garantisini kim verebilir?

“Köpekler aç kalınca cesetleri yemeğe başladılar. On günde alıştılar insan etine. İnsan yedikçe insanlaştılar sonra. Bakışları, sesleri değişti hayvanların. Sonra ölülerden sıkılınca canlı insanları yemeğe kalkıştılar. Ormanda pusu kuruyordu deyyuslar, mağaralarda saklanan insanları bekliyorlardı.”

Geçen yaz Henna ve ben Ovacık’ta Mehmet Yürek’in ineği Deren’i yeni bir otlağa çekiştirirken ve gecede davul zurna sesleriyle Munzur’a yaslanırken fark ettim: Biz büyük ve sağlam bir aileyiz. Ne kadar uzağa saçılmış olsak da yakınlaştığımızda aynıyız. Zaman ve kültürler bizi bize yabancılaştıramıyor.

“Bize hiç benzemeyen askerler…”

Geçen yaz Munzur dağı ve nehri arasında duyarken çığlıkları, koklarken kanlı toprakları, öldürülmüş anasının süngülenmiş memesinden bebesinin süt değil kanını emişinin seslerini işitirken, bebeklerin bedeninden geçip anaların bedenine saplanan süngü seslerini işitirken, eşine, annesine, kız kardeşlerine, kızlarına yapılan tecavüzü zorla izlettirilen erkeklerin suretsizliğini bulurken kuytularda, uçurum geyiği kadınlar değil, iğrençlikleri taşıyamayıp uçurumlardan atlayan canlarımızı toplarken, işitirken besili karga seslerini, betonlanmış mağaraların içlerine salınmış dumanı koklarken buluverdim kendimi.

“Komutan kurşun pahalı demiş bunlara. Tüfek de zarar görmesin diye meşe kütükleriyle…”

Sesler, çığlıklar ve kokular... Moğolvari bir alan istilası, tedip ve tenkil. Babasının kızı gökten ölüm yağdırırken, ölü beyaz atın üzerine fırlatılmış on yaşındaki bedenine çıkıp bir köpek gibi soluyanın tecavüzüne uğrarken ve hemen yanı başındaki öldürülmüş abisi duymasın diye sesini çıkaramamanın çığlığını koynumda saklarken, yakılmadık köy bakılmadık kovuk kalmamışken, erkek çocuklarını ölüme yollayıp kız çocuklarını “himayelerine” alan subayların mağrur adımlarını izlerken, yaşamın yaşlandıkça ağırlaşan ve taşınamayacak kadar kahredici özlemi sızdı insanlığa.

Bitimsiz, nedensiz huzursuzluklar kalanlarda. Değil odaya, dünyaya sığamayan ruhlar. Kara Vareno'nun kız kardeşine "gelip seni alacağım" yeminini eden şair Cemal’e “Tarih öncesi köpeklerin havlama, ısırma, parçalama seslerini” belleten uygarlık.

Hadi bunlara seksen yıl oluyor, peki ya daha sonra yapılanlar!

"Ya Duzgun Bava, Bırasé îmdadé ma!"

Avrupalıların coğrafyamızın başına getirdikleri halleri özetlemek için yıllar önce “çarmıh sendromu” demiştim, hani Avrupalıların bizi İsa’nın çarmıhına dört yerimizden çivilemelerine benzeterek. Her sendroma onlar ad verecek değil ya!

"Gezdire gezdire ateşleyin, hep aynı yöne kurşun sıkmayın."

Bir çocuğun tekerleme okuyuşu gibi okuyunuz:

“Pepû… Kekû… / Kam kerd? Mı kerd… / Kam kişt? Mi kişt… / Kam şut? Mi şut… / Ax! Ax! Ax!”

Harekât esnası, ardından doldurulan kara vagonlar, kayıp kızlar, geri dönüşler, birbirini buluşlar, intiharlar bilinir de, katliamdan sonra Dérsim’de yaşamaya devam etmek zorunda kalanlara neler olduğu merak edilir mi? Böylesi bir katliamdan sonra da Dérsim kendi haline bırakılmış mıdır?

Mesela, evlerinizde dedenizin askerlik zamanından kalma eşyaları varsa kaynağını sorgulamalısınız. Mesela, sesler ve görüntülerle boğuşanlar varsa etrafınızda kuşkulanmalısınız. Mesela, sebepsizce iç sıkıntılarla kabına sığmayan tanıdıklarınız varsa kuşkulanmalısınız. Mesela, kahramanlık madalyası varsa dedenizin dikkatli olmalısınız. Mesela, Dérsim’e Dérsim diyemeyenler varsa çevrenizde nedenini didiklemelisiniz, dahası savunanların mutlaka tekrar yapabileceklerini aklınızdan çıkarmamalısınız.

O kitap sessiz bile okunamıyorken, ben tuttum sesli okumaya çalıştım.

Bu tarih sahnesinde, şükürler olsun, bizler yerimizden memnunuz. Peki, siz o öykülerde hangi tarafta olmayı seçerdiniz?

“Cané maé Ke bé goni bé kefen şiyé Tarié mare ra u roştié”

Aziz Yağan
OWN
Bu makale toplam: 10076 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:08:21:59

Son Makaleler

Sıra Kürd Dili ve Kültüründe mi? Tanrı Vardır ve Adı da Petrunya’dır Kürd Temsiliyeti de Nesi? Ayrışalım (III) -Rojava Kahramanları- Ayrışalım (II) Ayrışalım SUSAMAM, rapçı Miraç, Kürd Yanılsaması Karşılıksız Aşığın Kürd Hali Kayyım Atamaları Kime Karşı: KürDlere mi, KürTlere mi, Halklara mı? İyaz bin Ganem’e karşı İlhan Diken!!! Bağlar Belediye Meclisi: Medeni Ölüm 160 TL İstanbul’da Seçmen ve Aday Uyumu Kürdler İçin de 'Her Şey Çok Güzel Olsun!' Selçuk Mızraklı, Zorbalık, Handan Ekici Cumartesi Anneleri ve Sivil Alan 24 Haziran’da ne yapmalıyız? HAMLE: Şuursuzluğa Karşı HAMLE: Ciddiyete Davet! Onur Ünlü’den ‘Gerçek Kesit: Manyak’ HAMLE: Yerel Seçimleri Kazanmak, ama Nasıl? Afrin’de Siviller Öldükçe Güçlenmek! HAMLE: Peki ama Hangi Partiyle? HAMLE: Reform için Yerel Seçimler Ferdinand: Daima kendiniz olun ve Tres’e ne olduğunu sormayın! Beden ve Ruh: Bağımsız Kişilikler Ali Kemal Çınar û Génco Kemal’in ‘Adalet’i ve Kürtler İşkenceciler Çocuklarını Sevebilir mi? İllegalite ve Kürdler Sesi kesilen taşlar ve onların arasında bir şair Sansüre Karşı ‘Zer’ Kürdler; Rejim Yanlıları ve Karşıtlarının Fedaisi mi! Geçmişle hesaplaşma, yarına köprü: Geçersiz oy Evet, Hayır, Boykot ve Kürdler için 4’üncü yol Biz O Hendekleri …! Ariel’den Arielle’ya: Küçük Deniz Kızı Türkiye, Almanya, Hollanda ve Nefret Söylemi Vank’ın Çocukları: Tarihsel Hakikat Mücadelesi Jale ve Mehmet Elbistan Vatandaş Anadilinde Konuş! Kürd Tarafı ve Post-Olgusal Siyaset Prensim, Ömrümün Kalanı Sensin! Derik Kaymakamına Sabotaj Ekşi Elmalar’a ilaveten PKK ile Nereye Doğru? Atatürk’ünü Arayan Ahmet Altan PKK Vekilleri Öldürmeyi Denedi mi! Yılmaz Erdoğan'ın Ekşi Elmalar'ı Kürdler Onursuz, Benliksiz, Haysiyetsiz mi! Kürdlerin Acılarıyla Alay! İki Ustadan Kısa Bir Film: Borrowed Time Kalandar Soğuğu: Bi Dur Be Adam! Medeni Ölüm, Alternatif Model, Fahriye Adsay Sevimsiz Düşünüşler... Halay, Abdullah Keskin, Avesta Koşun Kürtler, Köşede Kurtlar Şeker Dağıtıyor! Mustafa Kemal'in İçimizdeki Askerleri Haksızlık: 'Madımak: Carina’nın Günlüğü' Küçük Prens Kor’u Kor Yakar Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek Kuzeyliler Kuzey’e Sabitlendi mi? Kaplumbağa Kabuğu İçindeki 'Yitik Kuşlar'! Heine, Faşizm ve Romansero-Bimini Kürdler ve Diğer Milletler Terörist Değildir Hendek Tatbikatı sayesinde Tanrı Türk'ü Koruyacak Yas Öyküsü Cizre’de Çıkış Yokmuş, Peki Kuzey’de Var mı? İttifakın İç’ten Olanı Hey Sevgilim!.. Yok Bişey Lanetli Olan Mekanlar Değil İnsanlar IŞİD Alevilere saldırır mı? İç Savaş Kılıftır Acildir! Tüm Kürdlerin Dikkatine! Çocuklarımızı Yedirten ÖzYönetim! Sahte Kül Kedisi Bal Kabağını Yolda Yer FİLİZ KORKMAZ’ın anısına İslami Bireylere Günahkar Diyarbakır Hay Way Zaman / Dersim'in Kayıp Kızları Asasız Musa / Musayê Bê Asa Hayastan Aynı Yıldızın Altında Sen Aydınlatırsın Geceyi Halam Geldi Günahın Dokunuşu / A Touch Of Sin Fare sen aslında... Pieta / Acı – Aziz Yağan