Aziz Yağan: Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Aziz Yağan Son Makaleler

Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek

Masumiyet, Masumiyet sonrası filmleri ve Zeki Demirkubuz’a olan net tavır köşelerse; bu üçgene göre konumlanan eleştirilerin ardından bakıldığında, Bulantı filmi bu üçgenin içinde yer alamıyor.
Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek
Makaleyi Paylaş

Filmin sınıf çelişkilerini, gelenekselliğinden koparken yaşanan sınıf intiharlarını tartıştığını, filmi izlerken ya da şu ana dek, hiç düşünmedim. Kanımca film, her kesimden insanın yaşadığı kendini kaybetmişliği tartıştırmaya davet edebilir; ancak bu davet, anılan üçgenin bir ya da birkaç köşesinin etkisinde olmayanlaradır.

Demirkubuz, bir söyleşisinde “Dünyada bir tek budalalar soru sormaz!” diyor. Bu cümleye “Sorusunun yanıtlanmamasına sessiz kalan da ya budala ya çaresiz ya da kötü niyetlidir” diye eklemede bulunmak istiyorum.

Film akarken Camus’nun, Mersault’unu böylesine kolay yansıtabilmesinin yaşattığı sakinlik, finale doğru beklenen akıştan sıyrılırken de devam ediyor. Demirkubuz, kamerasının ışığını karanlık alanımıza, daha doğrusu bu coğrafyanın karanlık alanına doğrultuyor ve yaşadığımız hengâmede kamerasının ışığıyla göz kamaştırmayı deniyor; kameranın ardından bakan gözün kendi birikiminin içten kılavuzluğunda görebildiğini bildiği gibi tartışan bir zihin ve duygu örtüşmesiyle.

Herhangi bir zamanda ve coğrafyada, herhangi bir sosyal sınıfa tabi ya da ona yamanmaya çalışanların yaşayabileceği ve yaşadığının ne, nasıl, hangi karmaşada ve ne kadar sürecek olduğunu bilmeyenlere bir uyarı niteliğindeki film; sade mekânları, sade oyuncuları, sade kostümleri, basit replikleri ile tartışmayı sertçe ve müziksiz devam ettiriyor.

Bu film, yaşantısında kendisinin ve yanındakinin içindeki ve dışarıdaki müziği artık duymayanlara, müziksizliğinin farkına varamayanlara da belli belirsiz bir uyarıdır. Filmi mekândan, kostümlerden, zamandan soyutlayarak izlemek ve tartışmak belki yönetmen, senarist ve başrol oyuncusunun dilinden anlamımızı, onun dilini merak etmemizi kolaylaştırabilir.

Demirkubuz’un gerçekten iyi bir performans sergilediğini belirtmek gerekiyor. Yönetmenin başrolü oynamasının nedeni onun öne sürdüğü gibi bazı sahneleri yüzünden değil. Bu rolü Demirkubuz’dan başkası oynayamaz, belki de oynayabilir ama Demirkubuz bu rol uygunluğu tartışmasını yapmamıza izin vermeden sakince derdini anlatabilmiş.

Dert anlatma, dert tartışma, derdini tartışma çabasına giren insanların dürüstlüğünü anlamak zor değildir. Bulantı buna gayret ediyor. Kendini kaybetmiş bir insanın, kendine gelmesi yani bulantısının başlaması için gereken nedir, kimdir ve hangi zamandır? Kendini kaybeden bir erkekse, yine kendini kaybetmiş kadınlarla temasının nasıl olacağını da doğallıkla veriyor film.

Kendinde olmayan birine ne Elif, ne de Aslı ulaşabiliyor fakat Neriman’lar ise ulaşmaya çalışmıyor. Ahmet faydacı, istismarcı, fırsatçı, zorlayıcı olmadığı gibi, altından girip üstünden çıkan biri de değil. Kapısını çalana açıyor ya da birinin kapısını çalmak isteyip istemediğini yoklayıp ona göre davranıyor. Bu haliyle tam bir kendini kaybetmişliği tanımlamıyor. Aynı anda birden fazla kadınla teması olmuyor, aslında aynı anda hiçbir kadınla teması olmuyor.

Âşık olsa o kadınların arkasından kapıyı o kadar kolay kapatamaz, ancak o aşık da olamıyor, sanki öyle bir yetisini kaybetmiş ya da öyle bir yetiye sahip olamamış gibi. Kendini kaybetmişlerin, belki de daha doğrusu kendini kaybeder halde yaşayanların arasında savrulup duruyor.

Ahmet sesinin diğer tonlarını yitirmiş, kendiliğindenliğini unutmuş bir tonla inliyor. O, bir nehirde kendini akışa bırakan ve kayadan kayaya esnekçe çarpan yani kayalardan etkilenmeyen bir halde. Ta ki; Neriman’ın yörüngesizliğinin ve belki de daha doğrusu çocuklarına, işine, evine, karşısındakine, koşullarına olan samimiyetinin yarattığı yörüngesinin farkına varana dek.

Film Neriman’ı sadece bu görsellikte sunuyor, Ahmet’i etkilemesinin nedenini yarım yamalak bırakıyor ve dahası Neriman’ı tartışmıyor, Neriman’ı bir Meryem ana ikonu gibi işliyor, tıpkı Tolstoy’un Anna Karenina’sında, güya ikincil bir akışla, bir başkasının yaşantısını kutsadığı gibi. Bahsedilen yörünge cinsiyet içermiyor, çünkü Ahmet bütüncül bir bulantı geçiriyor ve belki de hayatında ilk kez bir çocuğa, çocuklara gözleri takılıyor. Bir çocuğa o gözle bakabilme eşiğini geçen biri, herkese aynı gözle bakmaya başlar.

Yönetmen kanımca bir dejenerasyona, ama kabullenilmişine, sıradanlaşmışına, ama farkına varılmayanına ama hakikatsileşmişine karşı bir iç tartışma yapıyor, direniyor. Repliklerde, susuşlarda, sahne kapanışlarında; değerleri, kavramları, algıları, olağanlaşmışlıkları ardı arkası kesilmeden somutlaştırıyor. Filmde tartışılanlar evrenseldir, mekandan, zamandan ve cinsiyetten soyutlarsanız, her sınıfa ya da tarihteki döneme uyarlayabilirsiniz. Bu nedenle olmayan metrobüs durağını vs umursayamadım.

Film, yaşantımıza Camus’dan yola çıkıp ardından bir Tolstoy, bir Dostoyevski gibi bakmaya çalışmış. Demirkubuz’un evrensel bulantısı’sını; yeryüzünde ve özellikle bu topraklarda literatürel tabanlı, gerçekçi, samimi ve çözümcü bir akışta; bulantıyı sergileme ve aşma derdindeki içten bir çığlık olarak değerlendirdim. Demirkubuz’un bulantısını göz ardı etmemek gerekiyor.

OWN
Bu makale toplam: 4666 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:13:26:14

Son Makaleler

Ayrışalım (III) -Rojava Kahramanları- Ayrışalım (II) Ayrışalım SUSAMAM, rapçı Miraç, Kürd Yanılsaması Karşılıksız Aşığın Kürd Hali Kayyım Atamaları Kime Karşı: KürDlere mi, KürTlere mi, Halklara mı? İyaz bin Ganem’e karşı İlhan Diken!!! Bağlar Belediye Meclisi: Medeni Ölüm 160 TL İstanbul’da Seçmen ve Aday Uyumu Kürdler İçin de 'Her Şey Çok Güzel Olsun!' Selçuk Mızraklı, Zorbalık, Handan Ekici Cumartesi Anneleri ve Sivil Alan 24 Haziran’da ne yapmalıyız? HAMLE: Şuursuzluğa Karşı HAMLE: Ciddiyete Davet! Onur Ünlü’den ‘Gerçek Kesit: Manyak’ HAMLE: Yerel Seçimleri Kazanmak, ama Nasıl? Afrin’de Siviller Öldükçe Güçlenmek! HAMLE: Peki ama Hangi Partiyle? HAMLE: Reform için Yerel Seçimler Ferdinand: Daima kendiniz olun ve Tres’e ne olduğunu sormayın! Beden ve Ruh: Bağımsız Kişilikler Ali Kemal Çınar û Génco Kemal’in ‘Adalet’i ve Kürtler İşkenceciler Çocuklarını Sevebilir mi? İllegalite ve Kürdler Sesi kesilen taşlar ve onların arasında bir şair Sansüre Karşı ‘Zer’ Kürdler; Rejim Yanlıları ve Karşıtlarının Fedaisi mi! Geçmişle hesaplaşma, yarına köprü: Geçersiz oy Evet, Hayır, Boykot ve Kürdler için 4’üncü yol Biz O Hendekleri …! Ariel’den Arielle’ya: Küçük Deniz Kızı Türkiye, Almanya, Hollanda ve Nefret Söylemi Vank’ın Çocukları: Tarihsel Hakikat Mücadelesi Jale ve Mehmet Elbistan Vatandaş Anadilinde Konuş! Kürd Tarafı ve Post-Olgusal Siyaset Prensim, Ömrümün Kalanı Sensin! Derik Kaymakamına Sabotaj Ekşi Elmalar’a ilaveten PKK ile Nereye Doğru? Atatürk’ünü Arayan Ahmet Altan PKK Vekilleri Öldürmeyi Denedi mi! Yılmaz Erdoğan'ın Ekşi Elmalar'ı Kürdler Onursuz, Benliksiz, Haysiyetsiz mi! Kürdlerin Acılarıyla Alay! İki Ustadan Kısa Bir Film: Borrowed Time Kalandar Soğuğu: Bi Dur Be Adam! Medeni Ölüm, Alternatif Model, Fahriye Adsay Sevimsiz Düşünüşler... Halay, Abdullah Keskin, Avesta Koşun Kürtler, Köşede Kurtlar Şeker Dağıtıyor! Mustafa Kemal'in İçimizdeki Askerleri Haksızlık: 'Madımak: Carina’nın Günlüğü' Küçük Prens Kor’u Kor Yakar Kuzeyliler Kuzey’e Sabitlendi mi? Kaplumbağa Kabuğu İçindeki 'Yitik Kuşlar'! Heine, Faşizm ve Romansero-Bimini Kürdler ve Diğer Milletler Terörist Değildir Hendek Tatbikatı sayesinde Tanrı Türk'ü Koruyacak Yas Öyküsü Cizre’de Çıkış Yokmuş, Peki Kuzey’de Var mı? İttifakın İç’ten Olanı Hey Sevgilim!.. Yok Bişey Lanetli Olan Mekanlar Değil İnsanlar IŞİD Alevilere saldırır mı? İç Savaş Kılıftır Acildir! Tüm Kürdlerin Dikkatine! Çocuklarımızı Yedirten ÖzYönetim! Sahte Kül Kedisi Bal Kabağını Yolda Yer FİLİZ KORKMAZ’ın anısına İslami Bireylere Günahkar Diyarbakır Hay Way Zaman / Dersim'in Kayıp Kızları Asasız Musa / Musayê Bê Asa Hayastan Aynı Yıldızın Altında Sen Aydınlatırsın Geceyi Bir Dersim Hikayesi Halam Geldi Günahın Dokunuşu / A Touch Of Sin Fare sen aslında... Pieta / Acı – Aziz Yağan