Mehmet Kobal: Erdoğan'ın Türkiye'si Nereye Gidiyor? - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Mehmet Kobal Son Makaleler

Erdoğan'ın Türkiye'si Nereye Gidiyor?

Otuz milyonu aşkın Kuzey Kürdün ulusal iradesini hiçe sayan din tüccarı AKP hükümeti, İslam kardeşliği riyakârlığı ile yönetemeyince toplu Kürd yerleşimlerin yıkımı ve imhası ile teslim almayı hedefledi.
Erdoğan'ın Türkiye'si Nereye Gidiyor?
Makaleyi Paylaş

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ve emanetçisi Başbakan Davutoğlu hükümeti öldür, yönet, savaş siyaseti ile seri cinayet işleyen katiller misali soğukkanlı görünmeleri ağırlaşan toplumsal etnik ayrışmayı hat safhaya vardırmıştır. AKP'nin tek adam iktidarı ile yönetme projesi Kürd muhalefet engeline takılınca 7 Haziran seçiminden sonraki yıllar Kürd nefreti ve imhası üzerinde bina edildi. Çünkü 7 Haziran seçimi Federasyon için mini bir referandum işlevini almıştı.

Fakat 'Efendi' Türk'ün, bir asır boyu işgalci talanla yönettiği köle Kürd alışkanlığı ve ırkçı 'üstünlük' paranoyası bu toplumsal eşitlik projesini kabullenemedi. Artık Erdoğan'ın Başkanlık hedefi yeni bir emanetçi 'Başbakan' üzerinde ve tabi Kürd muhalefetin terörize edilmesi ile birlikte resmileşecektir. Zaten MHP, CHP,  AKP'nin istediği yerde duruyorlar. Ortak dertleri Kürdleri mecliste boğmak ve bir statü sahibi olmasını engellemektir.  

Otuz milyonu aşkın Kuzey Kürdün ulusal iradesini hiçe sayan din tüccarı AKP hükümeti, İslam kardeşliği riyakârlığı ile yönetemeyince toplu Kürd yerleşimlerin yıkımı ve imhası ile teslim almayı hedefledi. Varto ile start alan, Diyarbakır, Sur, Cizre, Nusaybin, İdil, Yüksekova, Hakari, Şırnak, Mardin gibi bir çok Kürd şehir, mahalle ve yerleşimini top, tank gibi ağır silahlarla vuran, sivillerin ağırlıkta bulunduğu bir çok toplu katliam gerçekleştirmesi her işgal hareketin ve diktatörlüğün kaçınılmaz sonucunu işaret ediyor.

Suriye'de yapamadığını Türkiye Kürdistan'ında yapan ve Kürdistan coğrafyasını kan, revan içinde bırakan bir zihniyet Baas rejimlerinden daha az tehlikeli değildir. Ankara yönetimi Tank, top gibi her türlü zırhlı araçla donattığı işgalci para militer güçleri ve ordusu ile Kuzey Kürdistan bölgesinde düzenli bir savaş yürütüyor. Türkiye bölgesinde ise diş geçirdiği şehir, mahalle ve son olarak kendi meclisinde uyguladığı linç siyasetidir.

ABD, AB yönetimlerinin TC'nin Kürdlere uyguladığı insanlık dışı katliamlarına istenilen düzeyde tepki vermemesi AKP yönetimince iç kamuoyunda destek olarak kullanıldı. Dolayısı ile TC'nin Kürd düşmanlığı etnik, ırkçı bir öç almaya dönüştü. Türkiye'de Kürdlerin linç edilmediği, öldürülmediği gün yok gibidir. Ankara gücü'nü iki bir yenen Amedspor yöneticilerine sırtlan sürüsü gibi saldıranlar güvence altına alınıyorlar. Zaten o güvence verilmeseydi saldırı olmayacaktı.

Uşakta kendi aralarında kürdçe konuşan Kürd işçiler sivil polis kontrolünde faşist çetelerce linç ettiriliyor ve linç edilen işçilerden üçü yoğun bakımda ölüm kalım mücadelesi veriyor.  Aynı hafta sonu bir diğer linç manzarası Türk Parlamento’sunda HDP vekillerine uygulanıyor. Çakal sürülerini aratmayan AKP vekilleri kalabalık sürüler halinde Kürd vekillerinden birçoğunu ağır yaraladılar. Örnekler çoğaltılabilinir.

Fakat kabul etmek gerekir ki, ulusal kurtuluş paradigması ile mücadele sürdürülseydi linçler, katliamlar, yıkımlar bu rahatlıkta yaşanmayacaktı. Dahası TC Kürdistan'da barınamayacaktı. Görünen o ki, bağımsız Kürdistan fikrini çöp sepetine atan zihniyet Türk ırkçı meclisinde kafasını ezdirmekten kurtaramadı. Yıllar önce Paris'te, sömürgecilik üzerinde sohbetimizde hem fikir olduğumuz ve değer verdiğim Hatip Dicle, bu durumu iyi not etmeli ve bir daha o tür zorlama politikalara alet olmamalıdır.

Biliyoruz ki, AKP hükümeti Suriye özgülünde, üzerinde vekalet savaşı yürüttüğü, islamist terör çeteleri ile kazanmış olsaydı bütün Kürd direnişçileri imha edilecekti. Ve Kürdler geçmiş yüz yılın en ağır tahribatını yaşayabilirdi. AKP yönetimin başından beri El Kaide'nin kolları biçimde bölgesel düzeyde ayrışmış IŞİD, El nusra, Ahrar-uş Şam, Sultan Murad, İslami cephe' gibi ekstremist terör dinci örgütler üzerinde Sünni İslam’ı kullanma politikası özellikle Sünni olmayan halklar ve bu zihniyete karşı olan herkes için bir tehlike oldu. Türkiye'nin yarısından fazlasını oluşturan gayrı Müslüm ve Alevi kitlesini sindirmek, provoke etmek için yeni köprüyü Yavuz Sultan selim ismi ile açacağını söylemesi bile dehşet vericidir. Türk diyanet işleri başkanı Prof. Mehmet Gülmez,in IŞİD'i  1960-1970'teki sol örgütlere benzetmesi aslında Türk İslam sentezin IŞİD' farksızlığın itirafıdır.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD'i her söz konusu ettiğinde yanında PKK, PYD, YPG, MLKP, THKPC gibi alakasız devrimci, sosyalist örgütleri sıralaması hedef saptırma ve Elnusra, Ahrar uş şam, IŞİD vb. İslamist terör örgütlerini savunma manevrasıdır. Aynı siyasi cambazlığı on yıl boyunca din kardeşliği riyakârlığı ile Kürdlere uygulamadı mı?  Erdoğan ve ekibinin Kürd direnişçilerini sistemli imha politikası halk üzerinde çok sinsi yürütüldü. Nihayet bir Kürd kasabı olduğunu daha fazla gizleyemedi.

AB kendi müktesebatına uymayan Türk devletine yaptırım uygulamazsa ve TC ye ayırdığı fonları ve yardımları geri çekme hakkını kullanmazsa TC'nin katliamlarına bir biçimde ortak olacaktır. AB üyeliğini ağzından düşürmeyen Türk yöneticiler AB müktesebatın'a göre yerel birimlerin kendi kendilerini yönetme veya özerk, bölgesel yönetimleri tanıması gerekirken, bu yönlü barışçıl girişimlere bile katliamla cevap vermesi ABD ve AB yönetimlerin gerkli tepkiyi vermemesidir.

ABD ve AB yönetimleri Türk cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu hükümetini PYD'nin Cenevre konferanslarına katılımını engellemekle sorumlu kılma oyunu, TC diplomasisi için bir başarı olarak kabul ediliyor. Aslında oyun kurucu ABD, Rusya ve AB nezdinde bir şamar oğlanına dönüşmüş hallerini bu şekilde kamufle etmiş oluyorlar. Suriye politikasında Elkaide, Nusra, IŞİD örgütleri üzerinde oynayan Türk hükümeti defalarca suçüstü olmuş ve hiç bir güvenirliği kalmamıştır.

Ankara yönetimi suç dosyasını Washington yönetimine yalvararak gündeme alınmasını bu şekilde engellemiştir.

İllegal diploma sahibi olan, zor, illegal yolla milletvekili olan, ayni yolla Cumhurbaşkanı olan ve hiç bir yasal, yasa değişikliği yapmadan kendini ' Başkan' ilan eden, keza Kürdleri arada kaynatmak için hiç bir hak talebinde bulunmayan ve kendilerini Türk kabul eden Abhaza, Boşnak, Arnavut, Gürcü vb. tekrarlamayı ihmal etmeyen, Recep Tayyip Erdoğan'ın nasıl iktidar olduğunu keza ilk ABD ziyaretini ve son ABD de karşılanma halini bir hatırlayın.

1925, 1930 ve 1938 jenosidin 80-70 yıl sonra Sur, Cizre, Nusaybin, İdil, provası ile tekrarlanması öldürülen insanların sayısı ile ölçü alınamaz. Toplu katliam da dahil belli bir plan çerçevesinde ablukaya alınan alanların topyekün yıkımını, tehcir ve tenkilin'i temel alan ırkçı, faşist bir politikadır. Köle Kürdü pek seven TC devletin Kürd nefreti sınırlar ötesine taşınmıştır. AKP hükümeti son toplu katliam ve yıkımlarla artık Kuzey Kürdistan'ı yönetemeyeceklerini bütün dünya kamuoyuna göstermiştir. Bundan sonrası Kürd siyasi hareketlerin izleyeceği bağımsızlık siyasetine bağlıdır.

Kürdler ne yapmalı ?

'Eğer bir savaş yürütüyorsanız amacınız net olsun ki düşmanlarınızla neden konuşacağınız hakkında herkes net bir bilgiye sahip olsun'. Bugün Ortadoğu’da birden çok devletin birbiriyle kesişen ve her birinin kendi kâr ve çıkarlarını maksimize etmeye çalıştığı ve bu eksen doğrultusunda oyun kuruculuk bazında organize ettiği ve edeceği uluslararası oturum ve konferanslarda Kürd ulusal temsilcilerin milli birlik aklı ile ortaklaşmamaları Küdlere zarardan başka bir işlevi olmamıştır. Kürd milletin tek beklentisi siyasi otoritelerin ulusal strateji ve kazanımlardan ortaklaşmasıdır.

Ortadoğu dizaynın'da oyun kurucular bellidir. Tehlikeli bir yaygınlık gösteren IŞİD, Elkaide, Nusra, türü islamist terör çeteleri ve destekçileri kayıp etmeye mahkumdur. Kürdler işgal altında kurtulmaktan başka şansı, kazanmaktan başka çaresi kalmamıştır. Bu çetelere karşı verdikleri kahramanca mücadele ile işgal altındaki topraklarını önemli ölçüde kurtaran ve direnişleriyle bütün dünyada saygınlık kazanan Kürdler savaş yeteneği ile topraklarından temel güç konumuna gelmesi elbette önemlidir.

Ancak bu kazanımların fiziki ve siyasi olarak korunması ulusal iradenin devletleşmesi ile mümkündür. PYD, YPG'nin son Federasyon projesi olumlu olmakla birlikte ulusal Mücadele’de ciddi emek vermiş ve ENKS şemsiyesi altında birleşmiş bir çok Kürd parti ve örgütü dışlaması PYD' yönetimine bir şeref kazandırmadığı gibi Kürd millet davasına zarar vermiştir.

Mevcut ulusal, siyasal kazanımların korunması, devletleşme statüsünün elde edilmesi ve işgal altında olan toprakların kurtarılması, halkın saygı, sevgi ve adaletle yönetilmesi için mevcut yanlışlardan dönülmesi şarttır. Tabii her bakımda çok önemli imkânlara, bütün dünya devletleri ile ekonomik, siyasi, diplomatik ilişkilere sahip olan Kürdistan Federe Devleti ve Başkan Barzan'i özellikle bu tür konularda kendini daha çok sorumluluk sahibi görmeli, yol gösterici rolünü sürdürmelidir.

Ne yazık ki, Kuzey Kürdistan siyasi hareketin yönetimi, Kürd ulusal beklentilere cevap veremiyor. Gerillanın kahraman fedakârlığını Kürd ulusal kurtuluşuyla bütünleştirmede atıl kalıyor. Verilen bedellere laik bir yaratıcılıkla milli önderlik sorumluluğu ve güvenini pekiştiremiyor. Neredeyse ellerindeki bütün kartları Kürd işgalcileri tarafında bilinir hale gelmiş. Bu nedenle yapılan her hamle bir sonraki hamleyi bilinir kılıyor. 

Kürd halkının yapay gündem ve hedeflerle enerjsinin çar-çur edilmesi, Ulusal özgürlük stratejisinin iğdiş edilmesi Sur, Cizre, Nusaybin gibi yıkım ve katliamlara karşı ulusal birliğin vücuda getirilmemesi TC'ye büyük bir saldırı cesareti olmuştur. Kürdistan ulusal siyasetin milli birlik performansında olmaması anti demokratik, ideolojik kalıplarla rehin alınması, Kürd meselesine duyarlı hükümetleri ve hükümet dışı kesimlerin ilgisizliğini artırmıştır.

Kürdler Türk işgaline karşı ulusal siyasetle donatılmaması bir kırılma yarattı. Sur, Cizre, Şırnak gibi Kuzey Kürdistan şehirlerini harabeye çeviren Türk sömürgeci devletinin göçertme, katliam ve savaş politikasına karşı doğru dürüst bir ulusal siyaset projesi ile her türlü yol, yöntem kullanılmalıdır.

Oyun Kurucular

Sonuçta devletlerarası konferanslarda oyunu kuran, koşullarını belirleyen, kimin katılıp katılmayacağını kararlaştıran ve yöneten ABD, AB ve Rusya yönetimleridir. TC. Hükümetini şamar oğlanına çeviren, Kürdlere olan düşmanlıklarını tepe tepe kullanan oyun kurucu devletler çıkarlarından dolayı Tarihte ilk defa Kürdlerden yana görünmeleri en çok TC yönetimini rahatsız etmiştir. Tabii Ortadoğu özgülünde Irak Ebadi yönetimi ile Beşar Esad ekibini, Hizbullah ve yemen savaşını yönlendiren totaliter İran Şii rejimini ‘de unutmamak lazımdır.

İran devletin Ortadoğu Şii hegemonyasını, nüfuz alanını Sünni İslam versiyonu ile aralamaya çalışan Türk devlet politikası çökmüştür. Uluslararası islamist terör örgütlerin ihalesine ortak olan Ankara yönetimi bütün yatırımını Kürdlerin kaybı üzerine bina edince mevcut sonuç kaçınılmaz olmuştur. İnadım inat takıntısı Türkü'ün Kürd politik psikolojisidir.

Halen Kürdlere kaybettirerek kazanacağını zanneden Türk cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, PYD'nin Cenevre konferansına katılmayacağı beyanında bulunması başarı kabul ediliyor. Türkün türke propaganda çaresizliği toplumu sürüye sayma, Türk olmayanları sindirme politikası ola geldi.

Ortadoğu’da oyun kurucu olmayan, ancak Washington ve Moskova'nın oyun kuruculuğunda aktör rolünde görülen sömürgeci bölge devletlerinden İran ve Türk devleti kazançlarını Kürdlerin kaybını ön plana koyarak güçler dengesine oynadılar. TC'nin ağır basan Kürd düşmanlığı Ortadoğu politikasında kaybettirmiştir.

Günümüzde iki nükleer güç olan Rusya ve ABD, farklı stratejilere sahip olmalarına rağmen islamist terör örgütleri bazında zaman zaman aynı baskın stratejide buluşmaları 'ki buna AB ülkeleri de dahildir' dikkatle izlenmelidir. Bu durum özellikle Kürd siyasi otoriteleri tarafından çok iyi okunmalı ve bu karar merkezlerinde kendilerine verilen askeri rolün siyasi temsil karşılığın çok üstünde olması ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir.!

Kürdler satranç gibi strateji içeren oyunlarda bulunmazsa bir daha kazıklanacaktır. Sykes-Picout gizli anlaşmasından sonra, günümüzde de Ortadoğu dizaynında Kürdistan'ın merkez alınarak gerçekleşen uluslararası konferanslarda, geliştirilen stratejilerde farklı parçaların temsili düzeyinde Kürdlerin bulunmaması ciddi bir tehlikenin gidişatı olarak görülmeli ve gerekli merkezlerle daha ciddi bir buluşma, lobi, diplomasi faaliyeti ile bu durum netleştirilmelidir.

Kürd olmayanların yönetmesi ! 

Elbette Kürdleri, Kürd olmayanların asırlarca yönetmesi bir trajedidir. Dünya emperyalist sistemini bütünü ile karşısına alan milletler, devletsiz halklar olarak tarihe geçmişler. Dünya'da hiç bir ulusal kurtuluş hareketi devletler arası rekabet ve kamplaşmadan bir tarafla müttefik olmadan ulusal bağımsızlığını kazanamamıştır.

Emperyal güçler Kürdler gibi kitlesel şiddetle yönetilen, sömürgeci politikalarla idare edilen, keza dünya politik dengelerini gözetmeyen, bağımlı ulusların jenosid ve katliamlarına çıkarlarından dolayı ilgisiz kalmışlar. Emperyal sistem stratejik çıkarlarına hizmet eden milletlerin politikacılarına kendi siyasi, askeri çıkarlarını koruma karşılığında devlet adamı olma ünvanını ve devlet kurma vizesini vermiştir. Emperyalist devletler özellikle birinci dünya savaşından sonra yönetici atama usulu ile kurdukları onlarca devlet mevcuttur. Türkiye, Irak, Suriye ve bütün Arap devletleri bunlardandır. 

Kürdler gibi devlet kurma mücadelesinde yüz yıllarca kahramanca savaşan ve çok ağır bedeller ödeyen uluslar çok enderdir. Birçok Kürd siyasetçi, siyasi lider ve örgütlerin anti emperyalist politikası problemli yürütülmüştür. Çünkü asıl düşmanlarını ıskalamıştır. İşgalci, sömürgeci şiddetin zoru ile yönetilen ve asıl emperyalistlerini tanımayan, düşmanlarını sınırlar ötesinden arayan Kürdlerin tarihi çarpıtılmış ve üzerinde çok ağır oynanmıştır.

Ulusal kurtuluş mücadelesi ile devletleşen uluslar emperyalist kamplar arası dengelerle oynayarak, dengelere dayanarak ancak milli yönetimlerine kavuşmuşlar. Artık Kürd Milleti'de bu yolu izleyecektir. 

21.yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakan Kürdler, çok ağır jenosid ve katliamlardan geçirilmiştir. Türk Cumhuriyeti ile İran Cumhuriyeti dört parça Kürdistan'ın özgürlüğünü, Federal Kürdistan Bölgesi özgülünde vücuda getirilen Kürdistan bağımsızlığını engellemek için parçalar ve siyasetçiler üzerinde her türlü provokasyonu oynuyorlar. Kürdlerle Kürdleri vurmak temel projeleri olmaya devam ediyor. Kürd siyasetçi ve hareketlerini birbirine düşürme ve geleceklerini karartma politikası son kozları olmuştur.

Kürd otoriteleri, siyasetçileri akıl ve enerjilerini birbirlerini güçlendirmek için kullanmalıdır. Kürdler ideolojik kalıplarla kafalara kazınmış sınırların kurbanı haline getirilmemelidir. Avrupa devletleri arasında bile sınırlar kalkmıştır. Kürd otoriteleri, Kürd ulusal iradesine rağmen parçalanmış Kürdistan bölgeleri arası sınırları sorun haline değil, ulusal birlik ve bağımsızlığa hizmet doğrultusunda kullanmalıdır. Kürdistan ulusal dinamiklerini esas almayan bir mücadele milli bütünlüğü, kalkışmayı ve kurtuluşu başaramaz.

Kürd ulusal sorunu ve Kürdistan meselesi etnik ve coğrafik bir meseledir. Hedefi Milli kurtuluştur. Çözümü işgalin kırılması, bitirilmesidir. Kuzey Kürdistan Türkiye nin işgali altındadır. Yapılacak bir anlaşma, müzakere ancak yaptırım gücüne sahip BM ve ilgili dünya devletlerin aracılığı ve müdahalesi ile çözülür.

Kürdistan'ı Türk, Arap ve Acem rejimleri arasında bölüşen, paylaştıran ve parçalanmasından başat rol oynayan, suç ortakları olan bu dünya devletlerin müdahilliği şart koşulmalıdır. Bu realite bir istek sorunu değildir. Kürdistan'ı aralarında bölüşen ve bir asır boyu şiddetle yöneten Ortadoğu sömürgeci, çağ dışı, faşist rejimlerden kurtulmanın başka bir yolu bulunmuyor.

Şiddeti varlık nedeni yapmış, inkâr ve zorbalığı yaşam felsefesi yapmış rejimler demokratikleşemezler. Son canlı örnek AKP hükümeti ve başı Erdoğan'dır. Kardeşlikten, özgürlüğe kirletmedikleri bir tek kavram bırakmadılar. Sonuç ortadadır.

OWN
Bu makale toplam: 8586 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:20:34:53

Son Makaleler

Güvenli Bölge Basıncı ve Ankara zirvesi! Siyasetin Sefaleti ve Açlık Grevleri Ütopya Nedir? Türkiye düşmansız yönetemez! Siyaset Niçin Yapılır ? ABD ve Rusya Ne Yapmak İstiyor? Sessizlik Savaş Malzemesidir ! Dünya Devletlerinin Kürdistan Hesabı ! Acem Diplomasisi ve Kerkük İşgali! Acem Kılıcı ! İran ve Türkiye'nin Çıkmazı! Yüzyıllık Sykes-Pkot Esareti ve Bağımsızlık Referandumu ! Neden Güvenli Bölge ? Türkiye Demokratikleşir mi? Kürdistan Hava Kuvvetleri ! Koalisyon Güçlerinin Ankara Ayarı ! Kürdler olmazsa Türkiye Ne Yapacak ? Şengal, Kürdlerin Birlik Sembolü Olmalıdır Ateşkes ve çözüm arayışı ! Ateşkes Hazırlığı Türk Kolonyalizmi ! Despotizm ! Cihata açılan kapı! Said'lerin Bağımsızlık Çağrısı ! Musul Kimin Yurdu ? Ortadoğu Jeopolitiği ve Cepheler Savaşı 11 ayda yedi bin insan öldüren AKP çözüm istiyor! Tarih nasıl çarpıtılır? Otoriteryanizm ve Kürd Sorunu İşgalin Kendisi Terörizmdir! Sabrımızı Taşırmayın! Türkler Kürdlerin katili olmayı redetmelidir Son Altı Ayda Kaç Yüz Kürd Öldürüldü? Kürd Halkının Sesi, Tahir Elçi Susturuldu! Savaş siyaseti yönetemez! 'Nankör IŞİD' Operasyonu ve Kürdler Hdp'in Barış Mitingine Ankara'dan Bomba ! Kürtlere Karşı Etnik Bir Savaş Yürütülüyor 'Kürd Millet Mesajı' Doğru Okunmalıdır Kürd Milleti Bağımsızlığa Yürüyor İran Rejimi Her Saniye Suç İşliyor Kadına Bakış Nasıl Olmalı ? Dünyanın en güzel şeyi bağımsızlıktır. Tanrıları Nasıl Yarattık? Kuzey Kürdistan Kimin İşgali Altındadır? ''İslam'' Faşizmi Kuşatılmışlık Kürd Devletiyle Aşılacaktır ! Ulusal Kazanımlar Devletsız Korunamaz. Hamidiye Alayları (Bejikler) Rojava ve Ulusal Kimlik ! Siyasi Temsilin Anahtarı Ulusal Bağımsızlıktır. Cenevre 2 ye Kürd'ler Neden Çağrılmadı ? Kürdistan ve Önderlik Sorunu !