Yahya Munis: PKK’nin devreye sokulması - 4 - Nerina Azad Tarafsız ve güvenilir Kurd ve Kurdistan haberleri - Peşmerge, Barzani
Yahya Munis Son Makaleler

PKK’nin devreye sokulması - 4

Kürtlük havası, Kürt burjuvazisi, aydın, gençlik ve özellikle dindar Kürtler arasında hızla yayılıyordu. Bu mücadelede Muhafazakâr dindar Kürtler, lokomotif görevi alınca ve bunlar vasıtasıyla Kürt burjuvazisi ile şehirli ve kırsal kesimdeki halk bu Kürtlük davasına sel gibi akıyor, başta Diyarbakır, Batman, Ağrı olmak üzere Kürdistan’ın belli başlı şehirlerinde Kürt kimliğiyle bağımsız belediye başkanı ve millet vekili çıkarınca Kemalist devletin adeta eteği tutuşuyor.
PKK’nin devreye sokulması - 4
Makaleyi Paylaş

Bundan önceki bölümde "Kürt halkının sosyolojik yapısı ve PKK’nin Kürt halkı arasında taban bulması" konusu işlemiştik.

Bu bölümde ise konunun daha iyi anlaşılması için, olayı biraz daha geriye götürerek, özet olarak PKK'nın kuruluş hikayesini ve Kürt milli kurtuluş hareketinin önünü kesmek için PKK'nin devreye sokulmasını anlatmaya çalışacağız İnşallah.

Birinci dünya savaşı sonucunda Türkler ile Kürtlerin işbirliği ve mutabakatı ve İngilizlerin onayı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk 3-4 yılı fazla sıkıntı olmadan geçti.

Ne zamanki İttihat- Terakki uzantısı olarak bilinen ve kendilerini yeni devletin kurucusu olarak kabul ettikleri Kemalist kadro 1924 yılında, devlet içinde kendileri sarsılmaz ve muhkem olarak gördüklerinde, asgari seviyede de olsa Kürt ve dindar Türkler başta olmak üzere Anadolu halklarını haklarını gözeten 1921 anayasasını iptal ederek, "Tek devlet, tek vatan, tek millet, tek dil ve tek bayrak" olarak formüle edebileceğimiz Kürtlerin inkarına dayalı 1924 anayasasını yürürlüğe koydu.

Bunun üzerine Kürtler kurtuluş savaşı esnasında yapılan Sivas ve Erzurum kongrelerinde alınan kararlar ve bu karaları Amasya protokolü ile somutlaştırıp 1921 anayasası ile yasalaştırılan Kürt ve Türk mutabakatını hatırlatınca, Kürt tarihinde eşine ender rastlanan soykırımvari yeni Kemalist rejimin gazabına uğradılar ve gerçekten de her yönüyle soykırıma uğratıldılar.

"1937 – 38 Dersim katliamından yeni çıkmış olan Kürtler, Türkiye’de Kürt kelimesini ağza almak, dillendirmek, seslendirmenin neredeyse imkânsız olduğu dönemlerdi."

Bu durum karşısında Kürtler toplum olarak siyasi ve sosyal bazda uzun bir dönem sindirilmiş olarak son derece karanlık bir sessizliğe büründüler. Ta ki Demokrat Partisi iktidara gelince…

Kerkük'te yaşanan bir olay nedeniyle CHP millet vekilleri Türk hükümetini Irak'taki Kürtlere saldırmasını teklif etmesi üzerine "Kürt aydın çevresi bu anlamda bir bildiri hazırladı. 104 kişinin imzaladığı ve altına isim yerine Türkiye Kürtleri ibaresinin konulması devlet kademesinde tansiyonun yükselmesine neden oldu." Bu olayın devamında;

"17 Aralık 1959 tarihinde Çoğunluğu üniversite öğrencisi olmak üzere Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’dan 50 Kürt aydını tutuklandı! Göz altında iken bunlardan M.Emin Batu yaşamını kaybedince dava 49'lar davası olarak tarihe geçti." Ve bu davayla Kürtler için, 35 yıldır sürmekte olan son derece bu kaotik, karanlık ve kâbus dönem için siyasi olarak "ilk kurşun" ve bu karanlık dönem ve Kürtlük milli davasının uyanması için Kürtlerin kafasında ilk şimşek çakma görevini gördü.

49'lar olayı ile Kürtler için umut ve kütüklüklerin içinde barındırdığı pandora kutusunun kapağı açıldı ve süreç devam etti.

"Kemalist düzenin 1930’lu yıllarda başlatılan asimilasyoncu, baskıcı, ırkçı-şoven resmi ideoloji kaynaklı devlet politikalarına karşı mücadele etmek ve yarattığı şartlanmaları kırmak, Kimliklerini gizleyen binlerce Kürt, korkularından sıyrılarak kendi kimliğine ve taleplerine sahip çıkmaya, çocuklarına Kürtçe anlamlı isimler vererek Kürt kimliğini önemsemeye ve birçok Kürt etkinliğine cesaretle katılmaya başladılar."

Sevgili Ümit Fırat'ın anlatımıyla;

"1960’lı yılların yasal koşulları, Kürtlerin kendi kimlikleriyle temsil edilmeleri bir yana, politik çalışma yapmalarına da izin verilmiyordu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) içerisinde tamamen milli özellikleri nedeniyle bir araya gelmiş ve o günlerdeki koşullarda Kürt Grubu denilemediği için “Doğulular Grubu” olarak anılan Kürtler, 1967 yılı ortalarından itibaren TİP dışında kalmayı tercih eden, kısmen muhafazakâr ve milliyetçi görüşlere sahip bulunan Kürt aydınlarıyla işbirliği yaparak Silvan, Batman, Ağrı mitingleri ardında, 1969 yılında da; Diyarbekir, Suruç, Hilvan, Varto, Siverek, Lice ve yine Diyarbakır olmak üzere toplam 13 miting gerçekleştirildi. “Doğu Mitingleri” olarak adlandırılan bu toplu gösteriler, Kürtler için politik anlamda yeni bir noktaya gelindiğinin ve DDKO’nun doğmasının sinyallerini vermekteydi."

"Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, Kürtlerin politik tarihinde ve Modern Kürt Siyasetinin Doğuşu olarak da tanımlanabilecek DDKO, 21 Mayıs 1969 günü önce Ankara’da, birkaç gün sonra da İstanbul’da ve daha sonra Kürdistan da Diyarbakır, Silvan, Ergani, Kozluk ve Batman’ da aynı tüzüklerle kuruldular.

Bununla Kürtler Kemalist Türkiye'sinde ilk kez legal bir örgütlenmeye ve Modern siyasete doğru adım atmayı başardılar."

Bu arada Irak'ta darbe yapan Abdülkerim Kasım'ın daveti üzerine Sovyetler Birliğinden Irak'a dönen Mele Mustafa Barzani, Irak hükümeti ile anlaşamamış 11 Eylül 1961 yılında Eylül devrimi adı altında Kürt ayaklanmasını başlatmış. Bu devrimin rüzgarı başta Türkiye Kürdistan'ı olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında bulunan Kürtler arasında esen Kürt milli rüzgarı Kürt halkını kasıp kavuruyordu. Bu Kürtlük milli havası Kürt aydınların kalplerini hoplatırken, özellikle bu hava (Mele Mustafa Barzani'nin dindar, Melle ve ailece bölgede Nakşi tarikatının merkezi konumda olmaları hasebiyle de olsa gerek) Kürt dindar kesim arasında ve Kürdistan medreselerinde bu hareketlilik doruğa ulaşmıştı.

Bu durum Kemalist Türkiye’sinin; “bunlar Komünist, dinsiz ve gavurların ajanlarıdırlar" gibi propagandaların önünü kesmişti.

Bu Kürtlük havası, Kürt burjuvazisi, aydın, gençlik ve özellikle dindar Kürtler arasında hızla yayılıyordu. Bu mücadelede Muhafazakâr dindar Kürtler, lokomotif görevi alınca ve bunlar vasıtasıyla Kürt burjuvazisi ile şehirli ve kırsal kesimdeki halk bu Kürtlük davasına sel gibi akıyor, başta Diyarbakır, Batman, Ağrı olmak üzere Kürdistan’ın belli başlı şehirlerinde Kürt kimliğiyle bağımsız belediye başkanı ve millet vekili çıkarınca Kemalist devletin adeta eteği tutuşuyor.

Acil yeni bir planlama ihtiyacı duydular. Bu planlamada; adeta meşhur İranlı sosyolog Ali Şeriati'nin mealen; "Bir fikre karşı koyacağına onu kütü kullan yeterlidir" bu sözünü tatbikatına niyetlendiler.

"Tabanından tavanına leke kaldırmayacak kadar saf, temiz ve kazanımlı sonuç almaya odaklanmış bu Kürt mücadelesini sahte Kürtlükle vurmayı karar aldılar" ve bunun için tarihi Kürt düşmanın İngilizlerin yardımıyla ve onların taşeronu Kemalistlerin pratiğiyle, şeytani bir planı devreye sokma kararı alıyorlar.

Peki bunu nereden biliyorum?

Bunu şundan biliyorum: “İngilizler Mustafa Kemal'e Kemalist Türkiye devleti kurarken, kedisine vekaleten, onlarla mücadele etmek için iki emanet bırakıyor. Kürtler ve İslam dini ile mücadele. Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal yaşamı boyunca bu iki emanete dair sair vasiyeti en mükemmel şekilde yerine getirdi. İnşallah ileride bununla ilgili geniş bir makale yazacağım.

Konumuza dönecek olursak;

Nitelikli aydın ve toplum mühendislerinin içinde barındırdığı DDKO'nun başını çektiği, hem nitelikli hem de niceliğe sahip muhafazakar Kürtlerinde yoğun bir şekilde yer aldığı veya ilgi gösterdiği bu Kürt milli hareketin bertaraf edilmesi için, "ismen ve cismen" yozlaştıracak (Kemalist derin devletin denetiminde) bir Kürt hareketin başlatılması ile, ancak sonuç almaya odaklanmış, yeni ortaya çıkan ve Kürt halkı arasında  hızla yayılmaya başlayan bu milli Kürt hareketinin önünün alınabileceği inancındaydılar. Bunun için, çoğu Anadolu Türk halkından yüz bulamayan Türk solundan oluşacak "Partîya Komonistê Kurdistan – Kürdistan Komünist Partisi–PKK" yi (PKK açılımının esas gerçek kuruluş hikayesini aşağıdaki satırlarda okursunuz) kurdurdular. Kürt toplumunun inanç ve sosyolojik Toplumsal yapısına 180 derece zıt olmasına rağmen, bir yanda Kürtlerin mazlumiyet konumunu ve Kemalist  devlete beslediği kini, bir yanda da şiddet kullanarak Kürt halkına evvelden Kemalist devletin hazırlamış oldukları planı Kürt milletine dayatmaya çalıştılar.

2005 yılında, Erbil Hewreman otelinin restoranında Osman Öcalan'la karşılaştım. Yanında beş altı kişi daha vardı. Samimi bir ortamda sohbet etme imkânı buldum.

Samimiyet oluşunca kendisine şu soruyu sordum:

"Bu samimi ortam içinde bana PKK'nin gerçek mahiyetini anlatabilir misiniz?" Olur dedi ve özetle şunu söyledi:

"Biz PKK'yi kurarken Kürt davası için değil de, Türkiye de sol sosyalist devrim yapmak için kurduk. PKK’nın İlk ismi de sanıldığı gibi “Partîya Karkerê Kurdistanê” değil de, “Partiya Komunîsta Kurdistanê” dir. Amblemimiz de çekiç orak idi. Baktık ki bu isimle Kürt halkına gidersek kimse bize yüz vermez. Bunun için niyet, amaç, amblem ve hatta kısaltılmış isim bile değiştirilmeden bu kısaltılmış isme uyum içerisinde kalarak yine “PKK” olarak “Partîya Karkerê Kurdistanê” olarak değiştirdik." Sanki Kürdistan da sanayi ve ona dayalı sendikalı karker–işçi kesimi var da onun için bir parti kurmuşlar.

"Yine Kürtlüğü amaçlamadan fakat çalışmalarımıza “katık” olsun diye Kürtlüğü kullandık. Fakat Kürt milleti o kadar Kürtlüğe susamış olacak ki biz “leb” dedik, onlar hemen “leblebi” olarak algıladı ve bizi tüm gücü ile Kürtlük sahasına çekti. Etrafımızı kuşattı. Fakat PKK'yi yöneten kadrolar (ki büyük çoğunluğu Alevi ve komünistler) Kürt halkının bunca fedakârlığa rağmen ilk kuruluş amaç ve ideolojileri olan Komünistliğinden vazgeçmedi. Kürtlüğü de ve Kürleri de bu amaçları için kullanmalarına devam ettiler ve ediyorlar. Şu anda da PKK alevi ve Komünistlerin elindedir."

Bilinmesi gereken şudur:

Bir İngiliz projesi ve taşeronu olan Kemalist rejim, efendisi tarafında kendisine vasiyet edilen ve toplumu İslami ahlak, şeriat, aile yapısı, adap, gelenek ve göreneklerinin tahribatını amaçlayan "Kemalist rejim ilkeleri" Türk halkının genlerinde yerleştirilmiş "önce devlet, diğer her şey teferruattır" inancı gereğince, Türk devleti karşılığında Anadolu'da ki Türkler arasında fazla pürüzle karşılaşmadan çok rahat uygulama gördü. Fakat bu Kemalist proje 90 yıl süre zarfında (her türlü baskı ve katliamlara rağmen) Kürdistan da (Nakşibendi Tarikatının ve onların desteğiyle kurulmuş bulunan Kürdistan medreselerin ölümüne direnme çabalarıyla ne asimilasyon gerçekleşti ne de) Kemalizmin ilkeleri uygulama sahası bulabildi.

Fakat 90 yıl zarfında Kemalistlerin direk olarak Kürdistan da uygulamaya koyamadığı ilkelerini, ismen ve cismen sahte Kürtlük ambalajı ile taşeronu olan PKK vasıtasıyla (hem de Kürtleri aptallaştırma ve sosyolojik olarak ismen ve cismen Kürtleri bitirme bahasıyla) uygulamaya çalıştı ve kısmen de başardılar.


İnşallah bu yazı dizisinin gelecek bölümünde, PKK'nin pratiği ve bilerek Kürt siyasetinin önünü tıkamak ve kısırlaştırmak konusu ile devam edeceğiz.

Yorum ve irtibat için- [email protected]

Bu makale toplam: 16023 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:13:50:39