İlham Ahmed: Güvenli bölge konusunu ABD kendi sorumluluğuna aldı

Suriye Demokratik Meclisi (MSD) Eş Başkanı İlham Ehmed, "Güvenli bölge konusunu ABD kendi sorumluluğuna aldı, sınır hatlarında herhangi bir savaşın gelişmesini istemiyor. Güçlerimizin sınır hattında bulunması hiçbir şekilde Türkiye için problem değil, tersine Türkiye’nin faydasındadır." dedi.
07.05.2019, Sal - 13:31
İlham Ahmed: Güvenli bölge konusunu ABD kendi sorumluluğuna aldı
Haberi Paylaş

Suriye ve Rojava’da gelişmeler devam ederken yaşanan belirsizlikler içinde Kürtler de kendileri için istikrarlı bir çıkış arıyor. Kürtler'in durumu ne, nasıl bir seyir alacak ? Onların gözünde durum nedir? Basnews'ten Ruken Hatun Turhallı sordu, MSD Eş Başkanı İlham Ehmed yanıtladı.

Son ABD ziyaretiniz, orada yaptığınız görüşmeler oldukça yankı uyandırdı.  Orada nasıl karşılandınız,  sonuçlar tatmin edici mi sizin açınızdan?

Bu ilk ABD ziyaretimiz değildi. ABD çok önemli ve güçlü bir devlet. IŞİD'e karşı birlikte savaşarak mücadele yürüttük ve büyük başarılar elde ettik. Elde edilen bu başarılardan sonra gerekli idari ve siyasi tedbirler alınmadığı taktirde IŞİD'in yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Bu nedenle de ABD'nin bundan sonrada yapacağı destek ve yardımlar önemli.

Her seferinde olduğu gibi, bu kez de iyi karşılandık. Son ziyaretteki amacımız, özelde Suriye, genelde bütün Kürtler için uluslararası diplomatik destek toplamaktı. Ziyaretimizin olumlu geçtiğini belirtebilirim.

Kuzey Suriye olarak tanımlanan, sizin aktif olarak IŞİD'le savaştığınız coğrafyada, IŞİD'in fiziki varlığı sonlandı. Bundan sonraki hedefleriniz neler olacak?

Evet IŞİD fiziki olarak sonlandırıldı ancak, sahada hala uyuyan hücreleri bulunmakta. Bundan sonraki mücadelemiz, uyuyan hücreleri tespit edip, etkisiz hale getirmek olacak. Bunun yanı sıra IŞİD'den geri alınan alanlarda sivil yönetimlerin oluşturulması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız devam edecek. Özellikle IŞİD'in ideolojik boyutuyla bitirilmesi çok önemli. Bunun için iyi yaşam koşulları, iyi eğitim sistemi oluşturmak gerekiyor. Bu da Özerk Yönetimin en temel görevlerinden birisidir. Ayrıca esir IŞİD'lilerin mahkemelere çıkarılması ve yargılanmaları meselesi var gündemimizde. Bu da bölgede sağlam bir organizasyon ve kurumlaşmayı gerektiriyor. Bunun için  de  uluslararası  tüm  tarafların  güçlü desteklerine ihtiyaç duyuyoruz.

IŞİD’in işlediği savaş suçları, insanlık suçları çerçevesinde yargılama kapsamındadır. İnsanlık hafızasında işlenen suçun cezasız kalmayacağına dair yargılanma beklentileri de var. II. Dünya Savaşı sonrası Naziler için, Almanya'nın Nürnberg şehrinde kurulan mahkemeler var. Bu tarz bir yargılama Rojava'da da gerçekleşebilir mi? Bunun için altyapı hazırlığınız var mı? Mağdur aile ve bireylerin mahkemelere müdahil olarak  katılma imkanı var mı?

IŞİD'li esirlerin yargılanmalarına ilişkin,  daha önceden de  uluslararası düzeyde mahkemelerin kurulması yönünde çağrılarımız oldu. Bölgede mahkemelerimiz var, bu yargılamaları yapabilirler. Ancak, uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Özellikle davayı yürütecek   hakim, avukat ve hukuk uzmanlarına ciddi bir ihtiyaç var. Elimizde işlenen suçlara yönelik ispat ve delil dosyaları fazlasıyla mevcut. Zaten ağırlıklı olarak suçlar bu coğrafyada ve burada yaşayan halka karşı işlendi. Bu nedenle de burada yargılanmaları gerekiyor. IŞID buralarda insanlığa karşı suç işledi, savaş suçu işledi. Savaşın mağdurları ve  tarafları da burada. Yargılamalarda onların da tanıklıklarına ihtiyaç var. Onlar da hazır olmalı ve katılabilmeliler. Yaşanan bu trajedilerin geride bıraktığı yüzbinlerce, milyonlarca mağdur var. Bu insanlık dramlarından  on binlerce kadın ve çocuk kurban var, binlerce aile dağıldı.

Elimizdeki esirler büyük suçlara bulaşmış, hala suç işlemeye devam edecek potansiyeldeler. Hala  çok tehlikeliler. Bu nedenle de güvenlik zaafiyetine asla mahal bırakmayacak tedbirler, alt yapı gerekiyor.Yüksek güvenlikli, çok sağlam  cezaevlerinde tutulmalıdırlar. Bunun için de uluslararası ciddi desteklere ihtiyacımız var. Ayrıca daha önce insanlığın yaşadığı tecrübelerden de öğrendiğimiz biçimiyle, biz de koşullarını oluşturarak bizzat kendi coğrafyamızda uluslararası destekle  bir yargılama hedefliyoruz ve uluslararası destek gerektiğini tekrardan belirtmek istiyorum.

Daha önce Suriye rejimi ile görüşmeleriniz oldu ve kesildi. Tekrardan diyaloğa geçtiğiniz yönünde haberler yansıyor. Rejimle her hangi bir temasınız var mı, varsa ne düzeydedir?

Buradan sizin aracılığınızla bir kez daha kamuoyuna açıklamak istiyorum; Suriye rejimi ile şu an  hiçbir şekilde ilişki veya diyalogumuz yok. Geçtiğimiz yılın yaz döneminde geliştirilmek istenen diyalogdan sonra bir daha rejimle görüşmemiz olmadı. Çünkü, hiçbir şekilde bölgedeki problemlerin çözümüne yönelik adım atmadı. Biz bölgemizde yaşanan sorunları Suriye rejimi ile ortak paydalarda çözmeyi esas alıyoruz ancak rejim bunun için gereken adımları şimdiye kadar atmak istemedi. Umarız ki Suriye rejimi bölgede yaşayan halkların demokratik ve özgürlük haklarına saygılı bir yaklaşımla sorunları çözmeye yanaşır.

Türkiye ve ona bağlı grupların saldırısı sonucu Efrin Kürt güçlerinin denetiminden çıktı. Oradan  her gün  trajik haberler yansımakta. Efrin için uluslararası düzeyde girişimleriniz var mı? Efrinlilerin tekrardan yurtlarına dönmeleri, mevcut statüsünün değişmesi için neler öngörüyorsunuz?

Efrin kadim bir Kürt kenti. Türkiye bütün uluslararası kanunları çiğneyerek Efrin'e saldırdı, işgal etti. Şimdi de Efrin kentinin demografik yapısını değiştirmeye yönelik çalışmalar yapıyor. Burada yaşayan ve buranın gerçek sahibi olan halkı sürgün etti. Şimdi duvar örerek, Efrin kentini tamamıyla Türkiye'ye bağlamayı hedefliyor. Tabii bunlar kendiliğinden olmuyor, pazarlıklar sonucu gerçekleşiyor. Pazarlık  içinde yer alan devletler de yaşanan insanlık suçunun ortağıdırlar. Uluslararası güçlerin sessizliğinden faydalanan Türkiye, Efrin’de daha farklı planlarla, uluslararası hukuku hiçe sayarak, menfaatlerine uygun, her şeyi ters yüz  ederek, çalışmalarını yürütüyor. Kuzey ve doğu Suriye, Efrinsiz istikrarara ulaşamaz. Dolayısıyla sadece  Kürtler için değil, bütün Suriye için önemlidir. Efrin'in gerçek sahiplerinin  yeniden  dönmesi vazgeçilemez bir hedeftir. Biz bu konuda gereken her şeyi yapacağız.  Efrin kentini yeniden gerçek sahiplerine kavuşturacağız.

Efrin  halkı yoğunluklu olarak şu an Şehba-Tıl Rıfat'da mülteci olarak yaşıyor. Karşılaştıkları ağır sorunlar, beslenme, barınma, sağlık, güvenlik vb. konular  nelerdir? Uluslararası düzeyde her hangi bir yardım alıyorlar mı?

100 binden fazla Efrin'li şu an Til Rıfat'ta mülteci konumunda yaşıyor. Mülteci konumuna düşürülmüş bu halkın gözleri önünde, kendi topraklarıyla aralarına duvar örülüyor. Tüm bunlar,  Türkiye ve Rusya'nın aralarında geliştirdikleri ittifak sonucunda gerçekleşiyor. Mültecileştirilmiş halkımız, buralarda yıkık–dökük, hiçbir şekilde yaşama koşulları olmayan evlerde yaşamak zorunda bırakılıyor. Şimdiye kadar onlarca insan kötü yaşam koşullarından dolayı hayatını kaybetti. Suriye rejimi dışarıdan sivil yardım kurumlarının bu kamplara gitmelerini ve yardım götürmelerini engelliyor. Sivil yardım kurumlarının mülteci kamplarına yardım götürmesine müsaade etmeyen Suriye rejimi bununla da kalmayıp, buradaki mülteci halkımıza yardım götüren Özerk Yönetimden, yüksek düzeyde gümrük vergisi alıyor. Bu kamplarda yaşayan ve çoğu zaman hastalıkları ilerleyen mültecilerin tedavi amaçlı Halep kentine götürülmelerine engel çıkarıyorlar. Kamplarda hiçbir sağlık yardım kuruluşu bulunmamakta. Bu nedenle ciddi sağlık problemleri yaşanıyor. Acil tedavi gerektiren müdahaleler yapılamıyor.Tedaviye muhtaç insanların sağlık problemleri zamana yayılmakta. Özerk Yönetim elindeki kısıtlı imkanlarla burada hizmet vermeye çalışıyor. Buralarda mülteci konumunda yaşamak zorunda kalan Efrinliler topraklarından daha da uzak alanlara mülteci olarak gitmek istemiyorlar.Yeniden kendi köylerine, topraklarına dönmek istiyorlar. Herhangi bir uluslararası destek ve yardım yok. Tam tersine  uluslararası büyük bir sessizlik,  duyarsızlık mevcut.

Uluslararası toplum ve devletler, Türkiye rejiminin  burada uyguladığı insanlık dışı uygulamalara karşı tamamen sessiz kalıyor. Uluslararası insan hakları kurumlarının Türkiye rejiminin burada uyguladığı insanlık dışı uygulamalardan dolayı Türkiye'ye tavır koyarak, yargılaması gerekiyor. Uluslararası insan hakları kurumları bu sessiz ve duyarsız yaklaşımlarından dolayı yaşanan insanlık suçlarında Türkiye rejimin uygulamalarına, suç teşkil eden yaklaşımlarına destek veriyor.

"Güvenli bölge, hiçbir saldırıya mahal bırakılmamalı"

Uzun süredir güvenlikli bölge tartışmaları var. Nasıl olacak, ABD nasıl bakıyor? Siz, nasıl ele alıyorsunuz?

Güvenli Bölge konusunu ABD kendi sorumluluğuna aldı ve  sınır hatlarında her hangi bir savaşın gelişmesini istemiyor. Bizim güçlerimizin sınır hattında bulunması hiçbir şekilde Türkiye için sorun yaratmıyor. Aksine Türkiye'nin sınır güvenliği için bizim buralarda olmamız onlar için avantaj. Şimdiye kadar bizim bulunduğumuz sınır bölgelerinden, Türkiye'yi hedef alacak hiçbir saldırı olayı yaşanamamıştır, bundan sonra da yaşanmayacaktır. Türkiye tarafından bize bir saldırı gerçekleşmediği sürece bizim oradalarda olmamızın kimseye zararı olmayacaktır. Ama bize yönelik saldırılar geliştiği taktirde uluslararası kanunlar çerçevesinde meşru savunma hakkımızı kullanmaktan da geri durmayız. Türkiye halkları şunu iyi bilmelidir ki şimdiye kadar Türkiye yönetimi sürekli olarak bize karşı tehdit ve saldırı dilini kullandı, ama biz halen sadece kendimizi savunma pozisyonunda kalmayı esas alıyoruz. Bunun yanı sıra, her yerde olduğu gibi Türkiye'ye karşıda komşuluk hakları çerçevesinde diyalog dilinin öne çıkması ve gelişmesi çağrısında bulunuyoruz. Umuyoruz ki sağduyulu bir yaklaşımla, saldırı ve imha dilinden vazgeçilip, demokratik ve uzlaşıcı bir dil esas alınır.

Sonuç olarak, güvenlikli bölge konusunda görüşmeler halen devam etmekte. Ancak, her hangi somut bir neticeye ulaşılmış değil. Burada dikkat çekilmesi gereken husus güvenlikli bölgenin oluşacağı sahada hiçbir problemin kalmaması, istikrarın sürdürülebilir olmasıdır.  Bunun için de karşılıklı prensiplere saygı gösterilmesi ve uyulması, uygun  davranılması temel şarttır.

Türkiye DSG’nin varlığını gerekçe göstererek Menbic’e operasyon düzenleyeceğini söylüyor. Türkiye bunu yapabilir mi? Uluslararası güçler buna nasıl bir tepki gösterir?

Elbetteki Menbic'e saldırı konusunda, en başta Türk Hükümeti'nin öncelikle iç ve dış politikalarını gözden geçirmesi gerektiğine inanıyoruz. İç politikalarından kaynaklıdır. Şu ana kadar dışarıda istedikleri her yere saldırmayı kendilerine hak olarak gördüler. Saldırıların faturası, Türkiye'de yoksul Kürt ve Türk halklarına kesildi. Bizim şehirlerimizi yakıp yıkarak, talan ettiler. Şimdi de bu siyasetiyle uluslararası toplumların çıkarlarına da zarar vermekteler. Bu yanlış politikalar giderek Türkiye'yi daha zora sokmakta, daha kötü koşullara itmektedir. Türk yönetimi her zorlandığında, daha çok demokratik güçlere saldırmakta ve akabinde yanlışlara sürüklenmektedir.

Kürtler kendi aralarında daha  sıkı dialog ve  dayanışma geliştirebilmelidirler

ENKS ile ilişkilerinizde yeni bir gelişme var mı, ortak çalışmalar için  hangi düzeyde görüşmeler yürütüyorsunuz?

KNK'nin insiyatifiyle gelişen dialoglarımız var. Biz KNK'nin bu çalışmasına hem önem veriyor hem de değerli görüyoruz. ENKS'nin de bu insiyatif çerçevesinde diyalog geliştirme konusunda adım atmasını ve bu çabaya katılım sağlamasını temenni ediyoruz.

Kürdistan Bölgesi Hükümetiyle diyalogunuz var mı, varsa ne düzeydedir?

Kürdistan Bölgesi Hükümetiyle ilişkilerimiz resmi düzeyde ve gerekli konularda diyalogumuz devam etmektedir. Tabi biz bu ilişkilerimizin ve dialogumuzun Kürt halkının çıkarları doğrultusunda daha fazla gelişmesi ve güçlenmesini isteriz. Bu konuda da üzerimize düşeni yapacağımızı da belirtmek isterim.

 

 

Nerina Azad
Bu haber toplam: 13381 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:10:52:32