Uluslararası Af Örgütü'nden cezaevleri için imza kampanyası

AK Parti ile MHP'nin hazırlayıp dün meclise sunduğu infaz paketinde siyasi suçlardan tutuklananların kapsam dışında tutulmasına yönelik tepkiler sürüyor.
02.04.2020, Per - 15:17
Uluslararası Af Örgütü'nden cezaevleri için imza kampanyası
Haberi Paylaş

Bu konuda bir tepki de Uluslararası Af Örgütü'nden geldi. Örgütün internet sitesinde başlatılan imza kapsamında, "Koronavirüsün Türkiye’nin aşırı kalabalık ve hijyenik koşullardan yoksun cezaevlerinde yayılmasına ilişkin kaygılar giderek artarken, mahkumların ve cezaevi personelinin sağlığı ve hayatları da daha büyük risk altında" ifadeleri yer aldı. 

Açıklamada, 100 bine kadar mahpusun tahliye edilmesini öngörülen yasa tasarısı hazırlandığı hatırlatıldı ve "Ancak tasarının, gazeteciler ve insan hakları savunucuları da dahil olmak üzere yalnızca haklarını kullandığı için terörle mücadele yasaları kapsamında haksız yere cezaevinde tutulan kişiler ile tutuklu yargılananları kapsam dışında bıraktığı belirtiliyor. Koronavirüs riski altındaki tutukluların ayrım gözetmeksizin serbest bırakılması konusunda çağrıda bulun" denildi. 

Uluslararası Af Örgütü'nün sitesinde yer alan açıklamada şu konulara dikkat çekildi: 

"Mevcut Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun mahkumların cezalarının üçte ikisini cezaevinde geçirdikten sonra denetimli serbestliğe hak kazanabileceğini öngörüyor. Önümüzdeki günlerde TBMM’den geçmesi beklenen tasarının ise bu süreyi cezanın yarısına indireceği belirtiliyor. Hamile kadınlar ve hastane raporuyla kronik rahatsızlığı olduğu belgelenen 60 yaş üstü mahkumlara da ev hapsi getirilmesi bekleniyor. Aralarında terör suçlarının da bulunduğu az sayıda suçtan mahkumiyeti bulunan kişiler ise öngörülen infaz indiriminden faydalanamayacak. Yasa tasarısı tutukluları veya mahkumiyetleri halen temyiz sürecinde sonuçlanmamış kişileri kapsamıyor. İnfaz indirimi düzenlemesinin geçen yaz açıklanan Yargı Reform Stratejisi kapsamında çıkarılacak 3. Yargı Reform Paketi çerçevesinde yasalaşması öngörülüyor.

Türkiye’de terörle mücadele yasaları son derece muğlak ve yaygın bir şekilde gazetecilere, muhalif siyasi aktivistlere, avukatlara, insan hakları savunucularına ve muhalif görüşlerini ifade eden diğer kişilere karşı açılan düzmece davalarda istismar edilmekte. Gözlemlediğimiz çok sayıda davada belgelendirdiğimiz üzere, pek çok kişi sadece muhalif görüş açıkladığı için ve hakkında şiddete başvurduğuna, şiddete tahrik ettiğine ya da yasaklanmış örgütlere yardım ettiğine dair hiçbir kanıt olmaksızın uzun süre tutuklu kalıyor ya da terör suçlamalarıyla mahkum ediliyor. Bu kişiler arasında tanınmış gazeteci ve yazar Ahmet Altan, Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş, iş insanı ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala ve çok sayıda akademisyen, hak savunucusu ve gazeteci var. Demirtaş’ın daha önce cezaevinde kalple ilgili sağlık sorunları yaşadığı bildirilmişti; Altan ve Kavala ise 60 yaş üstündeler ve dolayısıyla COVID-19 salgınının risk grubundalar. Hiç tutuklanmamış olması gereken bu insanların tahliyeden mahrum bırakılması, halihazırda mağduru oldukları ciddi hak ihlallerini daha da artıracaktır.

Sağlık hakkı, çok sayıda insan hakları sözleşmesi ile güvence altına alınmıştır. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme Madde 12, “salgın hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolünü” sağlık hakkının bir parçası olarak değerlendirmektedir. Sağlık hakkı, yayılmakta olan bir salgın hastalık durumunda, devletin önleyici bakım, ürünler, hizmetler ve bilgilerin mevcut ve herkesin erişimine açık olmasını sağlama yükümlülüğünü de kapsar. Sağlık hakkı gereğince sağlık ürünleri, imkanları ve hizmetleri yeterli miktarda mevcut olmalı, ayrımcılık yapılmaksızın herkes için erişilebilir olmalı, tıbbi etiğe saygılı ve kültürel anlamda uygun olmalı, bilimsel ve tıbbi açıdan yeterli ve kaliteli olmalıdır. Bu ürün ve hizmetler, “erişilebilir” olarak değerlendirilebilmeleri için, başta toplumun en savunmasız veya en fazla dışlanan grupları olmak üzere herkes için erişilebilir olmalı, toplumun tüm kesimlerinin güvenli bir şekilde ulaşabileceği mesafede bulunmalı ve herkesin ödeyebileceği ücret karşılığında sunulmalıdır. Sağlık hakkı, sağlıkla ilgili bilgilerin erişilebilir olmasını da içerir.

Nerina Azad
Bu haber toplam: 2781 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:07:39:15