Ezidi Soykırımcısı IŞİD'in referans kodları

Kuran’ı ve hadisleri ölçüt almadan IŞİD’i İslam dışı nitelendirenler statik İslam dinini yok saymış olurlar. Bu da, Allah’ı, Peygamber’i ve onun Kuran’ını inkâr etmek anlamına gelmektedir.
04.08.2020, Sal - 13:45
Ezidi Soykırımcısı IŞİD'in referans kodları
Haberi Paylaş

Siyasal yapısı itibariyle, fundamentalist bir Selefi (İslam’ın otantik ilk çağı) hareket olan IŞİD’in, İslamiyet’in kendisi olup olmadığıyla ilgili olarak, İslami otoriteler ve geleneksel İslamcılarca sığ çıtadan sıfatlandırmalar yapıldı. Yapılan bu sıfatlandırmalarla konu ya saptırıldı, yâda iknacılıktan uzak tanımlamalarla sınırlandırıldı.

 Söz konusu cenahın ortaya koyduğu teşhis ve tarifler sonucunda, genele yakın bir kanıyla, IŞİD’in İslamiyet’le bir benzerliğinin olmadığı yönündeki nitelendirmelerine bakıldığında, bu cenahın aslında İslami referansları görmezden geldiğini göstermektedir. Bu da beraberinde büyük bir yanılgıyı getirmektedir. Dolayısıyla bu cenah, IŞİD’i tanımlarken Kuran’ı esas almadıklarından, Allah’ın, Peygamber’in ve İslam’ın orijin emirlerini çarpıtmakla kalmayıp, İslam’a göre Allah’a şirk koşmaktadır.

Bu cenah, IŞİD’in özellikle Ezidi olan gayrimüslim Kürd’lere uyguladığı soykırımın sonucunda, onlara ait mal-mülk, kadın ve kızlara cebren el koyması, kadınları köle cariye olarak alması, bir kısmını pazarlarda satması, on bin kişiye yakın kitleyi katletmesi, kabul görmez eylemlerinin İslamiyet’le alakasının olmadığını iddia ederler. Oysa ki, bin dörtyüz yıl evvel yapılan ve Kuran’ın birçok ayetinde ve hadislerde bahsedilen İslami akınlarda İslam’ı reddeden gayrimüslimlerin nasıl öldürüldüğünü ve bunlara ait mal-mülk, kadın ve kızlara ganimet olarak nasıl el konulduğunu görmezden gelmektedirler. Dolayısıyla IŞİD’in bu yönlü eylemlerinin İslamiyetle bağdaşır bir yanının olmadığını iddia edenler, Enfal suresinin 69’cu ayeti ile ganimetlerle ilgili diğer ayetleri inkâr etmiş sayılırlar. Çünkü İslam devletinin ekonomik ve sosyal temeli, ganimetlere (Para, mal-mülk, erkek ve kadın köle) dayanır.

 Kuran’ı ve hadisleri ölçüt almadan IŞİD’i İslam dışı nitelendirenler statik İslam dinini yok saymış olurlar. Bu da, Allah’ı, Peygamber’i ve onun Kuran’ını inkâr etmek anlamına gelmektedir. Şeriata göre; savaşta sağ kurtulanlar, savaş ganimeti olarak esir edilir, ganimet olarak cihad yapanlara verilir, bu esir ve kölelerden doğacak çocuklar cariye ve köle sayılır, mal gibi alınır-satılır, hibe verilir, kiraya verilebilir, tüm kazancı efendisine aittir.

 Şeriat’a harfiyen uyan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti)  isminden de anlaşılacağı üzere, bir İslam devleti kurmak için cihad veren İslami bir harekettir. Bu nedenle, sünni-islamı tercih etmemekte direnen Şii’lerin ve İslamiyet’i reddeden Ezidi Kürd’lerin, Hıristiyan’ların ve buna benzer gayrimüslimler ile kendilerine yardım etmeyen müslümanların öldürülmesi, mal varlıklarına, kadınlarına ve kızlarına ganimet olarak el konulması gerektiğini söylemektedirler ki, İslami cihad bunu gerektiriyor.

 Nitekim IŞİD tarafından binlerce Ezidi, Şii ve gayri-müslim kişiler katledilip mal-mülklerine, kadınlarına ve kızlarına ganimet olarak el konuldu. Kadınların ve kızların çoğunu kendilerine cariye olarak alırken, fazla kalan kadınları da köle pazarlarında sattı. Bu durum Peygamber döneminde başlayıp, daha sonra kurulan Emevi ve Abbasi İslam devletleri dönemi ve sonrasına dek varlığını sürdürdü.

 IŞİD, halife Bağdadi’nin öncülüğünde kurularak, Kuran ve hadisleri ölçüt almakla beraber, kesintiye uğrayan hilafet devrinin yeniden dirilişi için cihad eden ve bu amaçla savaş yürüten Sünni-İslami cihadın geleneksel devamıdır.

IŞİD örgütünün temel İslami felsefesinde “Selefilik” odakta yer almaktadır. Selefilik; İslam tarihinde “ilk yaşanmışlığı” yani Peygamber dönemini savunmaktadır. Emevi, Abbasi ve sonraki dönemlerde dejenere olduğuna inanılan İslami anlayışı “aslına” döndürüp, Peygamber dönemindeki İslami hukuk ve kurallarının tekrar hayata geçirilmesini savunmaktadır. Dört mezhebi dışlamayan bu Sünni akım, kendini Ehl-i Sünnet (bütün sahabelere güvenmek) olarak görmektedir. Peygamberin, sahabeler konusunda önemseyerek söylediği; “ashabım yıldız gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz” sözünü rehber alırlar. Daha da önemlisi, Peygamber’in kullandığı mühür ve yine Peygamber zamanında kullanılan ve üzerinde “La ilahe İllallah Muhammedin Resulullah” yazısının bulunduğu ve kenarları dikişsiz kara sancağı bayrak olarak kullanmalarıdır. Kısacası, bütün açılardan bakıldığında, Peygamber dönemiyle birebir örtüşen anlayış ve pratiğe sahip olduğu görülmektedir.

 IŞİD’i İslami açıdan biraz daha tanımlayabilmek için orta çağ din savaşları dönemine de uzanmak ve bu kanlı savaşların amacına bakmakta fayda var. O dönemin gerek İslam ve gerekse Hıristiyan dünyasının savaş mantalitesinin odağında, Allah yolunda cihad etmek, yâda Tanrı yolunda savaşmak vardı. Yani “Cihad”, Allah yolunda öldürerek ve ölerek, diğer bir dini iktidarı etkisizleştirip kendini önceleme ve kutsallaştırma aktivasyonudur. Odağında her ne kadar karşıt dinler savaşı görünse de, aynı din mücadelesi süreci içerisinde bireysel iktidar savaşları da sıkça göze çarpmaktadır. Örneğin; Muaviye ile Halife Ali arasındaki iktidar mücadelesi nedeniyle, Halife Ali, haricilerden Abdurahman Bin-Mülcem tarafından camide zehirli bir kılıçla öldürüldü. Halife Osman; Basralı Müslüman güçlerce öldürüldü. Halife Ebu-Bekir; Umman’daki  Daba isyanına katılan Müslüman güçlerce öldürüldü. Halife Ali’nin oğlu İmam Hüseyin ile Muaviye arasındaki iktidar mücadelesinde, İmam Hüseyin ve beraberindekilerin tümü Kerbela’da Muaviye tarafından katledildi. Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 VI. yy’da Peygamber dönemindeki cihadi savaşlardan sonra, Muaviye ile İmam Hüseyin’in çatışmasıyla beraber, müslümanların Şii ve Sünni olarak ikiye ayrılması, daha sonra birçok mezhebin türemesiyle beraber kanlı bireysel iktidar savaşları cihad olarak öne sürüldüğü görülmektedir.

 Hıristiyan dünyasında ise; başta XI. ve XIII. yy’daki Haçlı seferleri “Tanrı” adına yapılmıştır. XVI. yy’da Fransa’da baş gösteren Protestan ve Katolik mezheplerin kanlı çatışması da “Tanrı” adına yapılan savaşlara örnek gösterilebilir. XVII. yy’da Avrupa göbeğindeki “Otuz Yıl” savaşlarıyla devam edip, XIX. yy’da Çin’de baş gösteren “Taipin” din savaşıyla son bulduğu söylenebilir.

 XV ve XVI. yy. Avrupa’sında bilim, sanat, mimarlık, felsefe ve pozitif bilimci yaklaşımlar Matbaa’nın buluşuyla seküler reformlar şeklinde hayata geçirilip Kilise sorgulanır hale getirildi. Böylece insan odaklılığının öncelenmesiyle Hıristiyan dini markaj’a alınıp reformize edilirken, İslam dini, statik yapısını olduğu gibi muhafaza ederek, son peygamberini ilan ettiği şekilde devam etti. Daha sonra sayısızca kişiler kendilerini peygamber olarak ilan ettiyse de, rağbet göremedi. Ama halifelik için böylesi bir durum söz konusu değildi. Dört halifeden sonra, 14 Emevi, 38 Abbasi, 14 Fatimi, 18 Memluk, 30 Osmanlı olmak üzere toplam 113 halifeden bahsetmek mümkündür. Ama, Ali’den sonra hiçbir halife kendini genele kabul ettirememiştir.

1517’de Yavuz Sultan Selim Mısır’ı işgal ederek Abbasi İslam iktidarına son verince, kendini İslam halifesi ilan ettiyse de, dünya İslam camiasında hiç rağbet göremedi. Kendisinden sonra gelen diğer Osmanlı halifeleri de sadece kâğıt üzerinde varsayıldılar. Kabul görmüş ya da görmemiş tüm bu halifeler, son peygamberin birer temsilcisi olarak İslami kanun ve kurallarının birer temsilcisi ve uygulayıcısı olarak kendilerini görüyorlardı. Buna bağlı olarak, halife Ebubekir’den tutun son Halifeye kadar Allah yolunda savaşmanın yani İslam dininin yayılmasının Allah’ın bir emri olduğunu söylerler. Bu uğurda savaşmayanın, Allah yolunda öldürmeyenin ve ölmeyenin yeri cehhennem olduğuna dair Kuran’ı referans gösterdiler. Örneğin Maide suresinin 33. ayetine göre, Allah ve resulünün emirlerine karşı gelenlerin acımadan öldürülmeleri yâda asılmaları, yâda el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi emredilir. Dolayısıyla Allah, Peygamber ve İslamiyet yolunda savaşmanın, öldürmenin ve öldürülmenin Allahın emri olduğu, Kuran’nın birçok ayetlerinde yer aldığı görülmektedir. Örneğin: Tevbe suresi:111, Enfal suresi:16 ve 17, Bakara suresi:154, 216 ve 251, Maide suresi:33, Tevbe suresi:38, Hadid suresi:10, Mümtehine suresi:1, 8 ve 9 gibi ayetler mevcuttur.

 Ganimet meselesi ise; Peygamber döneminden yakın tarihe dek yapılan savaşlarda kadın, erkek, hayvan, para ve ziynet eşyalarının tümü İslami hukuka göre Allah adına ganimet olarak alıkonulması mubah sayıldı. Kuran’da: Enfal suresi: 1 ve 41, Haşr suresi: 6 ve 7’de açık bir şekilde savaşlarda ele geçirilen ganimetin Allah’ın emri olduğunu ve dolayısıyla bu savaşlarda kazanılan ganimetlerin Allah’a, Peygamber’ine ve savaşçılara ait olduğu açıkça yazılmaktadır. Savaşta ganimet olarak esir alınan mevlatlar ve mevlalar (köle kadınlar ve köle erkekler) pazarlarda satılırdı. Peygamberler ve savaşçıları sayısızca mevlatı (Köle kadını) cariye olarak alırlardı. Örneğin bu konuda Tarih’ul-Hamis (2/178-179) Peygamber’in sahip olduğu köle sayısını 69 erkek ve 15 kadın (Cariye) olarak verir. İbnü’l Cevziye (2/181) ise, bu sayıyı 43 erkek köle ve 11 kadın köle olarak vermektedir. Bu kültür, İslam dininde asırlarca sürdü ve hala sürmektedir. Örneğin, Arap tarihçi El-Mesudi’nin 943 yılında aktardığına göre; Basra’da, Kufe’de, Fustat’da ve İskenderiye’de evleri bulunan Ben-i Zübeyir öldüğünde; bin at, beş yüz mevla (köle erkek), beş yüz mevlat (köle cariye) çocuklarına miras olarak bırakmıştı.

İslami iktidarın yaşatılabilmesi adına sürdürülen savaşlar esnasında İslamiyet’i kabul etmeyenlere ölüm başta olmak üzere, ağır cezai müeyyideler uygulanır. Örneğin, onların öldürülmesinin, mal-mülklerine, kadın ve kızlarına ganimet olarak el konulduktan sonra köle olarak alınıp satılmasının ve kendilerine cariye olarak alınmasının İslami açıdan bir gereklilik olduğu gerçeği yukarıdaki ayetlerin çoğunda yer almaktadır.

 IŞİD de İslamiyet’i kabul etmemekte direnen insanları topluca katlederken, mal ve mülklerini gasp edip kadın ve kızlarını cariye olarak alırken, artanları da köle pazarlarında satarken, tamamen İslami kanun ve gelenekleri esas almaktadır. Kuran ve hadisler objektif bir bakış açısıyla baştan sona kadar okunduğunda, selefi IŞİD hareketinin davranış biçimi İslam’ın orijiniyle tamamen örtüştüğü kolaylıkla görülecekti

4/8/2020              

Bu haber toplam: 4430 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:03:31:47